Üçüncü olarak, insanlara hizmet kervanı içinde bulunan kimseler arasında, hak ve hakikat adına yarışmalara şahit olanlar, onların meziyet ve faziletlerinden ders alarak böyle bir vartaya düşmeyeceklerdir. Bu sebeple böylesi bir hayır kervanının temel ölçüsü, hizmette önde, ücrette ise geride bulunmak olmalıdır.
Burada istidradi olarak şunu ifade etmekte de fayda var: Kendisini iman ve Kur’ân hizmetine adayanların birbirlerine karşı kendilerini müsavi kabul etmeleri, daire içinde bulunan birisinin başkalarını kendinden küçük görmemesi ve herkesi kendinden büyük görmesi de bir esastır. Evet, her fert, “Falan arkadaşın benden daha çok meziyetleri var; o iyi bir mü’mindir. Ben ona kulluk yapmanın dışında yapılacak her şeyi yaparım. Zira o, benden daha faziletli ve meziyetlidir.” diye düşünmelidir. Böyle bir düşünce içinde, hizmet ve ücret dengesindeki âhenksizlik, o hizmet halkasının diğer fertlerini rekabete sevk etmez. Bir mü’min, “Nasıl olsa hepimiz birer neferiz ve mîrî malından bize lütfedilecek şeyler burada olmasa da ahirette mutlaka olacaktır. Biz, Allah emrettiği için koşturuyoruz ve neticede de O’nun rızasına tâlibiz. Meyvelerini de ahirette dereceğiz.” mülâhaza ve düşüncesiyle her şeyi Hak rızasına bağlayıp beklemeli, burada da ücret alacağım düşüncesiyle arkadaşlarıyla rekabete girmemelidir.