Hizmette önde, ücrette geride olma düşüncesini zirve noktada ashab-ı kiram arasında görürüz. Adını bilme şerefiyle şereflenemediğimiz bir sahabî, Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) huzuruna gelerek Müslüman olur ve ardından bir savaşa iştirak eder. Zafer sonrası ganimet taksim edilirken o sahabînin gözleri dolar ve ganimet almayı yakışıksız bularak Allah Resûlü’ne şunları söyler: “Yâ Resûlallah! Ben bunun için Müslüman olmadım. Ben Müslüman oldum ki, (gırtlağını göstererek) şuradan bir ok yiyip Rabbime kavuşayım.” Ve bir savaş sonrası şehitler arasında o sahabînin mübarek cesedi de bulunur. Meçhul sahabî, tam parmağıyla işaret ettiği yerden bir ok yemiş olduğu hâlde yerde yatmaktadır.[3] Amr İbn Âs da yeni Müslüman olduğunda kendisine ganimet verileceği zaman gözleri dolu dolu, Efendimiz’e şunları söyler: “Yâ Resûlallah! Ben bunun için mi Müslüman oldum?”[4]
İşte bu devâsâ kâmetler ücret alma mevzuunda devamlı surette hep geri durmuş ve beklentiye girmemişlerdir. Vâkıa, yer yer ganimet düşüncesi nazara verilerek, ashab-ı kiram onun için de koşturulmuş, ancak onlar, ellerinde, avuçlarında bulunan şeyleri geldiği gibi dağıtmışlardır.
İşte bu şekliyle mesele elbette nefse ağır gelecektir. Ancak, yukarıda da ifade edildiği gibi, evvelâ Cenâb-ı Hakk’ı çok iyi bilmek gerekir. Zira Allah’ı iyi bilen bir insan, fâni olan şeylere karşı gönlünü çok fazla kaptırmaz.
İkinci olarak, yarın öleceğini düşünen bir kimse, “Nasıl olsa öleceğim. Bu sebeple öte dünyam adına bana zarar verecek olan ücret alma gibi pesliklere düşmeyeyim.” duygu ve düşüncesi içinde bulunur ve devamlı öte dünya adına yatırım yapma işleriyle meşgul olur.