Konunun daha iyi anlaşılabilmesi için avamca bir misalle bir tahşiyede bulunmak istiyorum: İyi inşaatçı, fevkalâde ressam, müthiş bir hattat, aynı zamanda marangoz ve fevkalâde avize yapan, bunların yanında mükemmel elektrik malzemesi döşeyen bir zat düşünelim. Bu kişi, bütün maharetlerini göstermek için bir bina yapmayı düşünüyor ve yapmaya başlıyor. Bu zat, önceki safhalarla alâkalı bize bilgi vermeden sadece en son şekliyle getirdiği avizelere bakarak, onun elinden nelerin gelebileceğini tam olarak bilemeyiz. Bize bütün maharetleriyle kendisini tanıttırması için, bütün maharetlerini ayrı ayrı şeritlerle bir sinema perdesinde nazarımıza arz etmesi, bizim için konuyu anlama adına çok önemlidir. İşte Cenâb-ı Hak da kâinata bu işaretleri koyarak onları bizim nazarımıza arz etmiştir. Çünkü kâinattaki her şey Allah’ı tanıtmaya matuftur.
Aslında biz bu dünyada bir talim ve terbiyeye tâbiyiz ve burada tahsilimizi ikmâl etmekle mükellefiz. Bu talim ve terbiye ile istidat ve kabiliyetlerimizi inkişaf ettirip öbür âleme liyakat kazanacağız. Talim ve terbiyemiz de, mârifet-i ilâhî, muhabbet-i ilâhî ve şevk u cezbedir. Bunu kazanacağımız ana kadar Mevlâ gösterdiği her şeyi bu değişimler dünyasında bize gösterecektir. Öbür âlemde ise mârifet tamamlanmış, muhabbet doruk noktasına ulaşmış, insanlar aşk u vecd içinde kendilerinden geçmiş, Mevlâ-i Müteâl’in müşâhedesi ile mest ve sermest olacaklardır. Allahu a’lem.
[1] Hûd sûresi, 11/107; Bürûc sûresi, 85/16.[2] Âl-i İmrân sûresi, 3/40; Hac sûresi, 22/18.[3] Bkz.: Hac sûresi, 22/5; Mü’minûn sûresi, 23/14.