İçeriğe geç

olan bir Zât’tır. Evet O, Hâkim-i Mutlak, فَعَّالٌ لِمَا يُرِيدُ1, يَفْعَلُ مَا يَشَاءُ2 “Murad ettiğini, dilediğini yapar.” evsafı ile vasıflandırılan bir Zât-ı Ecell-i Âlâ’dır. Neyi diler, neyi murad ederse, o olur ve olanda ne derin hikmetler vardır.

Bu hususu tespit ettikten sonra diyebiliriz ki, kâinatın böyle değişime açık yaratılmasının pek çok hikmeti vardır. Bunlardan bazıları şunlar olabilir:

Muhtelif yerlerde ifade ettiğimiz gibi, Cenâb-ı Hak kevn ü fesad içinde olan bütün mekânı, şe’n-i rubûbiyetini başka başka aynalarda görmek ve göstermek için yaratmıştır. Esmâ-i ilâhiyesini ve sıfât-ı sübhaniyesini moleküllerin ve onlardan meydana gelen mürekkebâtın farklı aynalarında Zât’ını müşâhede etmek için yaratmıştır. Bu arada insan da, Sâni-i Âzam olan O muhteşem Yaratıcı’nın şe’n-i rubûbiyetini gösteren harika bir model ve aynadır. Zât-ı Bârî hakkında kullanmaktan çekindiğimiz, O’nun “şe’n” hakikatini, Türkçemizde tam olarak karşılamasa da, “istidat” ve “kabiliyet” kelimeleriyle ifade edecek olursak, O’ndaki “şe’n”, bizde “kabiliyet” ve “istidat” hâlinde tecellî etmiştir. Tabir caizse, Sanatkâr-ı Âzam, münezzeh kabiliyet ve istidadını –doğru ifadesiyle– “şe’n-i rubûbiyet”ini göstermek için bu kâinatı yaratmıştır denebilir.

117