İçeriğe geç

Başka bir âyet-i kerimede ise şeytan “hannâs” olarak nitelendiriliyor.62 Çünkü şeytan kerr ü fer yapan, yani geriye çekilip fırsatını bulduğunda saldırıya geçen, sûret-i haktan görünüp insana sağdan yaklaşan, yapılan kötü ve çirkin işleri güzel gösteren ve her fırsatta insanın ayağını kaydırmak isteyen sinsi bir varlıktır. Hz. Pîr’in ifadesiyle şeytanın en önemli desiselerinden bir tanesi de, insana kendi mevcudiyetini inkâr ettirmesidir.63 Öyle ki insan kimi zaman tamamen şeytanın güdümüne girip onun dürtüleriyle hareket ettiği hâlde, sanki bütün bunları kendi başına yapıyormuş gibi, “ben düşündüm, ben karar verdim, ben plânladım, ben yaptım” türü ifadelerle yaptığı her işin mimar ve bânisi olarak kendini görür.

İnsan mahiyetine yerleştirilen nefis de şeytana santrallik vazifesi yapar. Kur’ân’ın beyanına göre insanın yakasını bırakmayan nefs-i emmâre, sürekli ona fenalığı emretmektedir.64 Bir misalle anlatacak olursak, şeytan sanki mors alfabesiyle kodlanmış kodlar gibi sürekli insan nefsine farklı kodlar gönderir. Nefis de bu kodları çözerek insana onları dikte eder. Bu durum karşısında insanoğlu da, ister şeytandan ister nefs-i emmâreden aldığı bu dürtülerle hareket ederek onlara râm olur ve pek çok münkerat irtikâp eder. İşte yuvanın yıkılması, çocukların aileden kopması ve neticede onların maddî-mânevî perişan bir hâle düşmesi de işlenen bu büyük günahlardan biridir.

Tahribatın Çapı

85