“Şayet Ebû Bekir’in imanı bütün insanların imanı ile tartılsa, muhakkak onun imanı diğerlerinden ağır gelirdi.”206 O ki, Sıddık-ı Âzam’dır. O ki, Allah’ın izniyle, iki sene, üç ay, on küsur gün içinde, Devlet-i Âliye’nin 150 senede yapamadığını yapmıştır. O, tiranların yaptığı gibi değişik devletlerin tepesine binmemiş, bilakis fethettiği yerlere ruhunun ilhamlarını boşaltmıştır. Evet o, adımını attığı, nazarını tevcih buyurduğu her yerde ruh-ı revan-ı Muhammedî’nin (sallallâhu aleyhi ve sellem) şehbal açmasını temin etmiştir. Esasında, Hazreti Ömer döneminde gerçekleşen büyük fetih ve inkişaflara zemin hazırlayan da o olmuştur. Dolayısıyla bu “keşke”ler, zaten kâmet-i kıymeti bütün insanlardan daha büyük olan o zatın kıymetine daha bir ağırlık katmıştır.
Aynı şekilde her bir mü’min için, o mü’minin derecesini yükseltecek bu tür “pozitif keşke”ler vardır. Mesela, “Keşke gençliğimi daha iyi değerlendirebilseydim! Keşke her gece iki saatimi ayırıp, yüz rekât namaz kılabilseydim! Keşke kendimi nefsanî arzulardan koruyabilseydim! Keşke gençliğin feveranı anında, beşerî garizelerin sürekli şehevî duyguları kamçıladığı hengâmda dahi elime, ayağıma, gözüme, kulağıma tam mânâsıyla sahip çıkabilseydim! Keşke hiç ağyara bakmasaydım da gözümün içine hiçbir yabancı hayal girmeseydi!”