İçeriğe geç

Kur’ân-ı Kerim, elde ettiği bilgileri hayatına yansıtmayan kişileri “sırtlarında yük taşıyan merkebe” benzetmektedir.110 Bu duruma düşmemek için insan, bu meselede dikkatli ve gayretli olmalıdır. Evet, insan bildiği şeyleri, pratiğe döküp ferdî ve içtimaî hayatta kullanmadığı zaman o bilgi, sahibi için taşınmaz bir yük hâline gelir. Bu, aynı zamanda faydasız ve semeresiz ilim kategorisi içinde değerlendirilecek bir bilgi yığını demektir. İşte bu noktada Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) sadece nazarîde kalan ilimden Allah’a sığınarak “Allahım! Fayda vermeyen ilimden sana sığınırım.”111 diye dua etmesi, bu meselede duaya sarılarak bilginin amele dönüşmesinde duanın gücünden de istifade etmemiz açısından bizlere örnek teşkil etmektedir.

Müşterek Okumalarla Açılan Ufuklar

Bu mevzuda, ferdî okumalar, düşünmeler, araştırmalar, eşya ve hâdiseleri hallaç etmeler, insan, kâinat ve Allah münasebetini tekrar ber tekrar gözden geçirmeler güzel ve faydalı faaliyetler olsa da, mülâhaza ve düşünceleri hep bu istikamette olan âlî bir heyetin hazırladığı elverişli bir ortam ve uygun bir atmosferde bulunmanın insana kazandırdığı mazhariyetler çok daha farklıdır. Böyle bir atmosfere giren insan, heyetteki diğer fertlerle baş başa verecek ve ayrı bir insibağla farklı ufuklara açılacaktır. Çünkü Cenâb-ı Hak, Fetih Sûresi’nde, يَدُ اللّٰهِ فَوْقَ أَيْدِيهِمْ “Allah’ın (inayet, kudret, riayet, kilâet, vekâlet, necat, fevz ve hıfz) eli onların ellerinin üzerindedir.”112 buyururken, Allah Resûlü de يَدُ اللّٰهِ مَعَ الْجَمَاعَةِ “Allah’ın inayet ve kilâeti cemaatle beraberdir.”113 buyurarak cemaat içinde bulunmanın faziletine dikkat çekmiştir.

135