Kavminin kendisinden yüz çevirmesi karşısında Seyyidina Hz. İbrahim ve ona inananların da Allah’a dayandıklarını görüyoruz. Onlar öncelikle, إِنَّا بُرَاٰۤءُ مِنْكُمْ وَمِمَّا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ “Sizden ve Allah’ı bırakıp tapageldiğiniz şeylerden biz fersah fersah uzağız.”6diyerek, kâfirlere karşı dimdik bir duruş sergilemiş ve âdeta bütün tehditlere meydan okumuşlardır. Aynı zamanda onlar, bu ifadeleriyle, Allah’tan başka tapılan şeylerin bir kıymet-i harbiyelerinin olmadığını, kendilerine atfedilen değeri hak etmediklerini ve herhangi bir teveccühe de asla lâyık olmadıklarını ilan etmişlerdir. Daha sonra ise çaresiz bir insan hâliyle nur-u tevhid içinde sırr-ı ehadiyetin tecellisini seslendirmek suretiyle şöyle demişlerdir:
“Ey Yüce Rabbimiz, biz yalnız Sana güvenip Sana dayandık. Bütün ruh-u canımızla Sana yöneldik ve sonunda Senin huzuruna varacağız. Ey ulu Rabbimiz, bizi kâfirlerin imtihanına (baskı, zulüm ve işkencelerine) maruz bırakma, affet bizi; şüphesiz Sen Azîz ve Hakîm’sin.”7