İçeriğe geç

Böyle bir insanın yürüdüğü yol, “kolay yol”dur; zira, o, Hâlık-ı Kâinat’ın rızasına ve insanın fıtratına çok uygundur. Ayrıca, bu yoldaki her iyilik, insandaki hayır yapma duygularını daha da şahlandırır ve yolun zorluklarını kolayca aşmaya vesile olur. Başlangıçta bazı emir ve yasaklar nefse ağır gelse de ve meşakkat televvünlü bir kısım mesuliyetler insanı zorlasa da, şayet insan dinin özündeki yüsr hakikatine muvafık şekilde sorumluluklarının gereğini yerine getirmeye gayret eder ve bu konuda heva ve hevesinin dizginlerini aklının, kalbinin ve iradesinin ellerine verirse, zamanla ihsan ve takva şuuru o yolun yolcusunun tabiatı hâline gelir. Öyle ki, o göz ucuyla harama bakacak olsa, daha iradesi devreye girmeden ve kendi kendine “Burada ne yapmalıyım, nasıl davranmalıyım?” demeden, hemen tabiatının tepkisiyle karşılaşır; tabiatı ona “Nazarına hâkim ol, bu memnudur!..” der. Dudaklarından dökülebilecek nâhoş bir kelime aklının ucuna gelir gelmez iradesinden önce tabiatı “Hayır, söyleme onu; telaffuz ettiğin her şey kaydediliyor!..” diyerek ona mani olur. Hayaline küçük bir kir bulaşacak olsa, daha tasavvur ve taakkul safhalarına varmadan yine selim tabiatının dürtüleriyle o kirin önünü keser, “Allah Allah, ben ne kadar vicdanı bozuk bir insanım ki böyle çirkin bir sahne benim içime akabiliyor, tahayyül dünyama girebiliyor!..” diye içinden geçirir ve –tabiatının tepkisi sayesinde– o kötü hayali daha o safhada boğar, büyüyüp başka kirli tabloları zihnine davet etmesine ve hafızasını kirletmesine meydan vermez.

352