Bu âyetlerdeki, فَأَمَّا مَنْ أَعْطٰى“Kim (Allah’ın kendisine verdiği şeylerden O’nun yolunda ve muhtaçlar için) harcarsa…” ifadesi, sadece maddî imkânlardan infakta bulunmak gerektiği şeklinde anlaşılmamalıdır. Çünkü, insanların, kendilerine lütfedilen nimetlerin her birine karşı, o nimetlerin kendi cinsinden bir nevi şükür edasına girişmeleri icap etmektedir. İşârâtü’l-İ’câz’da da belirtildiği gibi, وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ“Kendilerine ihsanda bulunduğumuz nimetlerden infak ederler.”4 âyet-i kerimesindeki ما umumî bir mânâyı ifade etmektedir. Yani, infak sadece mala ve paraya münhasır değildir; ilim, fikir, kuvvet, kabiliyet ve amel gibi şeylerden de muhtaç olanlara infakta bulunmak gerekmektedir.5 Bu nükteye bağlı olarak meseleyi ele alırsak; Mevlâ-yı Müteâl bize hangi lütuflarda bulunmuşsa, onların hepsini insanlığın istifadesine sunmak üzerimize bir vazifedir; ilim vermişse ilimden, mal vermişse maldan veya üstün bir dimağ vermişse de ondan başka insanları da faydalandırmak Allah yolunda infakta bulunmak demektir.
وَاتَّقٰى, “Allah’a gönülden saygı besleyip O’na isyandan kaçınırsa…” sözünde üzerinde durulan takva; farzları yapıp günahları terk etmekle beraber haramlardan fevkalâde sakınma duygusu içinde bulunmak, günaha girme korkusundan dolayı bazı mübahlara el uzatırken bile titremek ve hatta şüpheli şeylerden kaçınarak, şöyle böyle kuşku hâsıl eden her şeyi bırakıp, tamamen tereddütten uzak bir hayat yaşamak mânâlarına gelmektedir. Allah’ın rızasından başka hiçbir şeyi gâye-i hayal edinmeme, maddî-mânevî her nimeti Allah’tan bilip hiçbir şeyi nefse mâl etmeme, her meselede dinin hükümlerini gözetme, Allah Resûlü’ne bilâ kayd ü şart inkıyâd etme, Hak’tan uzaklaştıracak şeylere karşı sürekli tetikte bulunma, haramlara götürebilecek nefsî hazlar karşısında devamlı uyanık olma ve râbıta-ı mevti hayatın bir parçası hâline getirme gibi hususlar da takvanın çerçevesine dahildir.
Dipnotlar
- 4 Bakara sûresi, 2/3.
- 5 Bkz.: Bediüzzaman, İşârâtü’l-İ’câz s.44.