“Sâlim Mevlâ Ebî Huzeyfe” şeklinde anılan Hazreti Sâlim de annesiz babasız bir köle iken Hazreti Ebû Huzeyfe tarafından önce hürriyetine kavuşturulmuş, sonra da sadâkati ve dirâyeti sebebiyle oğul ilân edilmişti. Oğullukların hakikî oğul gibi sayılmayacağını belirten, “Öyleyse evlâtlara babalarını esas alarak isim verin! Böyle yapmak Allah nezdinde daha doğrudur. Eğer babalarını bilmiyorsanız, bu takdirde onları kardeş veya mevlâ olarak kabul edin!” mealindeki Ahzâb sûresinin 5. âyeti nâzil olduğu zaman, Ebû Huzeyfe’nin hanımı Sehle bintü Süheyl, Resûlullah’a (aleyhissalâtu vesselâm) gelerek, “Biz Sâlim’i oğlumuz biliyorduk. O benim yanıma rahat girip çıkıyordu. Zaten bizim tek evimiz var. Onun hakkında ne dersiniz?” diye sorunca, Allah Resûlü, onu emzirirse süt sebebiyle kendisine mahrem olacağını söylemiş ve o da öyle yapmıştı.6 Kadı Iyaz’ın naklettiğine göre; Sehle Hatun, sütünü bir kaba sağmış, Sâlim de o kaptan içmişti. Çünkü, o gün Hazreti Sâlim bir çocuk değildi, delikanlı idi.7
Ümmühatü’l-Mü’minîn’den Hazreti Âişe’nin haricindekiler süt emme yaşı geçmiş büyük kimselerin emzirilmesiyle süt kardeşliğinin tesis edilemeyeceğine, Peygamber Efendimiz’in Hazreti Sâlim hakkındaki cevâzının sadece ona mahsus bir ruhsat olduğuna inanmış ve bir başkasının kat’iyen bu ruhsatla amel edemeyeceği kanaatine varmışlardır. Selef ve halef uleması da, büyüğün emzirilmesiyle süt anneliğinin hâsıl olmayacağı hususunda icmâ etmişlerdir.
Dipnotlar
- 6 Müslim, radâ 26; Nesâî, nikâh 53; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 6/201.
- 7 Bkz.: Kadı Iyâz, İkmâlü’l-mu’lim 4/641.