İçeriğe geç

Şayet, bu hususları gözardı ederseniz, kendi değerlerinizi öne sürerken hiç farkına varmadan onların değerlerine dokunmuş; onları kendinizden ve öz değerlerinizden kaçırmış olursunuz. Meselâ; Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) âlemlere rahmet olarak gönderildiğinde ve Sultanü’l-Enbiya olduğunda şüphemiz yoktur. Evet, O’dur nübüvvet silsilesinde vücud-u Hakk’a en açık burhan. O’dur ilâhî emirlere en fasih tercüman. Esmâ-i ilâhiye ve sıfât-ı sübhâniyenin merkez noktası O, peygamberlik semasının kutup yıldızı da O’dur… Ne var ki, Hazreti Mesih’i her şey gören, hatta onun hulul ve ittihadına inanan ve ona bir yönüyle “Rab” diyen insanların yanında, “Efendimiz eşi menendi olmayan birisidir, bütün peygamberler –bilâistisna– O’nun kapıkulu ve halâyıkıdır.” der; Merhum Ali Ulvi Kurucu’nun,

“Mahşerde nebîler bile senden medet ister,
Rahmet, diyen âlemlere, Rahman’dır Efendim.”

mısralarıyla gürlerseniz, muhataplarınızın hissiyatını hesaba katmamış ve daha ilk anda onların kabul kapılarını kapatmış olursunuz. Söyleyeceğiniz sözlerin doğru olması gerektiği gibi, o doğrunun dile getirileceği yer, zaman ve üslûp da çok iyi tespit edilmelidir. Şahsen, bu türlü hususlara dikkat ederken, çok defa “Yâ Resûlallah, beni affet; burada sana hakkıyla tercüman olamadım. Fakat, muhataplarımın hissiyatını göz önünde bulundurarak, onları tepkiye sevk etmemek ve seni tam olarak anlatabilmek için böyle davrandım.” demiş ve O’ndan özür dilemişimdir. Evet, siz o insanları tanımazsanız, bazı meselelerde onların duygu ve düşüncelerini gözetmez ve bir ölçüde konumlarına saygılı olmazsanız, kendinizi anlatma fırsatını yakalayamazsınız. Dininizden, milletinizden ve tarihinizden renkler taşıyan kimliğinizi ortaya koyma imkânını bulamazsınız.

110