Hazreti Üstad, şehit olan yeğeni Ubeyd hakkında, “Bir rüya-yı sâdıkada, yerin altında bir menzil suretindeki kabrine girmişim. Onu şühedâ tabaka-i hayatında gördüm. O beni ölmüş zannediyormuş; benim için çok ağladığını söyledi. Kendisini hayatta biliyor; fakat Rus’un istilâsından çekindiği için, yeraltında kendine güzel bir menzil yapmış.” demiş; hadsiz vâkıâtla ve rivayetle, şehitlerin bu tarz bir hayata mazhariyetlerinin ve kendilerini sağ bildiklerinin sabit ve kat’î olduğunu belirtmiştir.7
Evet, Seyyidü’ş-şühedâ olan Hazreti Hamza (radıyallâhu anh) Efendimiz’in, ruhaniyetiyle kendisine iltica eden insanların yardımına koştuğu çok vâkidir. Cenâb-ı Allah, bazı durumlarda selef-i salihînin şehitlerini icraât-ı sübhaniyesine perde yapmaktadır. Kimi insanların yardımına Hazreti Ali’yi, bazılarına Hazreti Mus’ab’ı ve bir kısmına da Bedir Ashabı’nı göndermektedir. Farklı bir buudda bulunan şehitler, çoğu zaman imdatlarına koştukları insanlara dünyadaki hâlleriyle görünmekte ve onların alışık olup yadırgamadıkları misalî resimleriyle, berzahî fotoğraflarıyla ortaya çıkmaktadırlar. Yani, siz şühedâyı, dünya hayatında hangi elbise içinde ve nasıl bir hâlde görmüşseniz, Allah Teâlâ da onlara o türlü misalî elbiseler giydirmekte, öyle karşınıza çıkarmakta ve dünyaya ait bazı umûru onlara icrâ ettirmektedir. Şu kadar var ki, onlar sizin yediğiniz türden şeyler yemezler; hayatınızı devam ettirebilmeniz için mukayyet bulunduğunuz yeme, içme, uyuma gibi bazı kayıtlar onlar için söz konusu değildir.
Şehâmet-i İmaniye
Dipnotlar
- 7 Bediüzzaman, Mektubat s.3 (Birinci Mektup, Birinci Sual).