İçeriğe geç

Kur’ân-ı Kerim, ashab-ı kiramı anlatırken onların aziz ve yiğit insanlar olduklarına işaret etmiş; “Onlar kâfirlere karşı şiddetli, kendi aralarında ise çok şefkatlidirler.”3 buyurmuştur. Evet, sahabe efendilerimiz kendi aralarında çok mütevazi, yüzleri yerde ve şefkatli kimselerdir. Fakat, küffâr, küfrünün gereğini yerine getirdiği zaman, mü’minin takınması gereken tavır celâdet tavrıdır. Dolayısıyla, onlar da kâfirlere karşı çok çetin, çok şiddetlidirler; onların hücumlarına karşı zayıflık ve yılgınlık göstermezler. Ashabın kâfirlere karşı aziz olmaları, kaba ve katı davranmaları mânasına gelmemekte; saldırılar karşısında sinmemelerini, tehditlere boyun eğmemelerini, dünya menfaati için davalarını terk etmemelerini ve zalimlerin dişleri arasında öğütülebilecek kolay bir lokma olmamalarını ifade etmektedir.

Evet, Bediüzzaman’ın ifadesiyle, dünyaperest insan, bir lezzet için nihayetsiz zilleti kabul eder; hasis bir menfaat için şeytanın ayağını öper derecede alçaklık gösterir. O, herkese kul köle olup, riyakârlık ve dalkavukluk ettiğinden dolayı, son derece zillet, meskenet ve aşağılık içindedir.4 Fakat, ehl-i iman, özellikle de tahkikî iman ile imanı inkişaf edenler, kavîdirler, muazzezdirler. Her mü’min aziz bir kuldur; çünkü o, Allah’a kul olmuş ve bir yönüyle kulluğunu O’na ipotek ettirmiştir. İnanan bir insan, sadece Kadîr-i Zülcelâl, Hakîm-i Zülkemâl, Hâlık-ı Kâinat ve her şeye gücü yeten Rabbü’s-Semâvâti ve’l-Arz’a kulluk eder ve o kulluğuna karşı da hiçbir alternatif tanımaz. Öyleyse, miskinliğin, zilletin, başkaları karşısında serfürû etmenin ve küçük bir menfaat için el etek öpmenin zıddı olarak kullanılan celâdet bir mü’min sıfatıdır. Mü’min cesurdur, yiğittir; korku ve yılma bilmeyen bir kahramandır. Mehmet Âkif bu hakikati ifade sadedinde şöyle demiştir:

“Şehâmet dini, gayret dini ancak Müslümanlık’tır;
Hakikî Müslümanlık en büyük bir kahramanlıktır.
497