İçeriğe geç

Evet, inanan gönüllerin mülâhazaları ve sözleri de imanları çerçevesinde olmalıdır. Onların konuşma ve sohbet mevzularını dedikodular, gıybetler ve vehimler belirlememeli; her muhavereleri dinin emirleri etrafında, harama girmeme sınırları içinde ve rıza-yı ilâhîye vesile olabilecek bir keyfiyette cereyan etmelidir. Unutulmamalıdır ki, vifak ve ittifak tevfik-i ilâhînin vesilesi, ihtilaf ve iftirak da başarısızlığın ve maksada ulaşamamanın sebebidir. Uhuvveti zedeleyecek her mülâhaza, söz ve davranış, hayırlı faaliyetlerinizin bereketini de alır götürür. O hâlde, Allah’ın sizi muvaffak kılmasını istiyorsanız, uyuşmazlık, kırgınlık, kavga ve ayrılık sebebi olabilecek kötü düşünce, çirkin laf ve kaba tavırlardan uzak durmalısınız. İnsanları sizden uzaklaştıracak, size karşı nefret hislerini tetikleyecek hâl ve hareketlerden kaçınmalısınız. Hasımca duygularla yanınıza gelen insana bile bir gül uzatıp “Bunu mu almak istiyordunuz?” demeli ve onu da sıcak bir tebessümle karşılamalısınız. Nihayet karşı taraf da insandır, muhatabınızın gönlündeki buzların eridiğini göreceksiniz. Başkaları size karşı insanca davranmasa bile, siz kat’iyen mukabele-i bilmisil (bir davranışa aynıyla karşılık verme) mülâhazalarına takılıp kalmamalı, ölseniz bile mutlaka Müslüman karakterinin gereklerini yerine getirmeli ve –bir yazıda dendiği gibi– başınıza atılan taşları, atmosfere çarpıp eriyen meteorlar gibi ışığa çevirerek etrafınıza maytap ziyafetleri çekmelisiniz!

Zannediyorum, hakikî yiğitlik ve kahramanlık da budur. Merhum M. Âkif’in dediği gibi;

“Şehamet dini, gayret dini ancak Müslümanlık’tır;
Hakikî Müslümanlık en büyük bir kahramanlıktır.
Cebanet, meskenet, dünyada, sığmaz ruh-u İslâm’a…
Kitabullâah’ı işhad eyledim –gördün ya– davama.
Görürsün, hissedersin varsa vicdanınla imanın:
Ne müdhiş bir hamaset çarpıyor göğsünde Kur’ân’ın!”
139