Evet, bu duygu ve düşüncede olmak, tamamiyete ve kemale talip olmaktır. Fakat siz tamamiyete talip olsanız da, niyetinizle bunu isteyip davranışlarınızı ona göre ayarlasanız ve insan-ı kâmil ufkunu yakalama yolunda gayret etseniz de hata etmek, bazen tökezlemek, kimi zaman eksik ve noksan yapmak mukteza-yı beşeriyettir. Bundan dolayıdır ki, Allah Resûlü, كُلُّ النَّاسِ خَطَّاءٌ demiş ve خَطَّاءٌ kelimesini özellikle kullanarak hata yapmanın insanın tabiatından olduğunu, onun çok büyük hatalar yapabileceğini ifade etmiştir. Daha sonra da, وَخَيْرُ الْخَطَّائِينَ التَّوَّابُونَ“Hata edenlerin en hayırlısı hata ettikten sonra hemen tevbe ile onu silmeye çalışandır.”4 buyurmuştur. Demek ki, bu yavuz hataları, bu sevimsiz kabahatleri ortaya koyan insanların en hayırlısı hata eder etmez, kabiliyetine, seviyesine göre, tevbe, evbe, inâbe kurnalarına koşarak hemen arınıp yeniden Allah’a yönelendir. Öyleyse biz, mükemmeliyete talip olsak da, muktezâ-yı beşeriyet bazı zaaflarımız nüksettiği yerde, mânen hastalanabilir, sürçüp düşebiliriz. Önemli olan düşüp kalmamak, düşüp kalkmaktır. Düşer düşmez hemen kalkıp Seyyidina Hazreti Âdem gibi: رَبَّنَا ظَلَمْنَۤا أَنْفُسَنَا“Rabbimiz kendimize zulmettik.”5 deyip, nefsin zulmünden Cenâb-ı Hakk’a sığınmaktır.
Hata karşısında Âdem tavrı ortaya koymak çok önemlidir; Allah’ın kapısında akıllıca hareket etmeyi Hazreti Âdem’den öğrenmek lazımdır. Onunki bir zelledir; mukarreb hatasıdır. Buna rağmen Hazreti Âdem, zellesinin hemen ardından Rabbine yönelmiş; şeytan ise, temerrüdünde devam etmiştir. İşte bu noktada, sürçüp düşen ile bilerek başkaldıran birbirinden ayrılmıştır. Biri, Cennetten çıkarılacağı sırada dahi kalbî teveccühünü devam ettirmiş, Hakk’ın kapısına karşı vefalı ve sadık olmuş, Rabbiyle münasebetlerini tamamlamaya çalışmıştır. Diğeri ise, mütemadi bir inişe geçmiş; kibir, gurur ve isyanından dolayı her geçen dakika biraz daha gayyâya yuvarlanmıştır.
Dipnotlar
- 4 Tirmizî, kıyâmet 49; İbn Mâce, zühd 30; Dârimî, rikak 18.
- 5 A’râf sûresi, 7/23.