Ne var ki, temkin ve teyakkuza daha uygun olan düşünce, ashab efendilerimizin peygamber olmayan bir dönemde, bir fetret devrinde geldikleri ve bizim onlarla kıyaslanamayacağımız mülâhazasıdır. Cenâb-ı Hak, “Biz peygamber göndermediğimiz hiçbir halkı cezalandırmayız.”6 buyuruyor. Bu âyeti her hatırlayışımda duygulanırım ve içimden “Allahım, rahmetin ne kadar geniş; bir peygamberinden mesaj alamayan, Seni tanıma fırsatı bulamayan insanlara azap etmeyeceğini söylüyorsun.” derim. Evet, işaret ettiği başka hükümlerle beraber, bu âyet, fetret dönemlerinde, bir yaratıcı olduğunu kabul eden, aklıyla o neticeye varan insanların da kurtulabileceğini ifade ediyor. Eğer sahabe efendilerimiz öyle bir dönemin avantajını paylaşıyorlarsa, demek ki onların durumu daha sonrakilerden farklıdır. Yani, tanımış, bilmiş, saraydan içeriye girmiş, harem dairesine ulaşmış ama orada kalmayıp dışarıya çıkmış, koridoru da geride bırakarak sokakta melanete dalmış insanlar onlarla beraber mütalaa edilemez. Bundan dolayı, bizim en küçük hatalardan bile kaçınmamız ve latîfelerimizi söndürmemeye, öldürmemeye azami gayret göstermemiz gerekir.
Yeniden Diriliş Talebi
Dipnotlar
- 6 İsrâ sûresi, 17/15.