İçeriğe geç

Ayrıca, İslâm, insanın aslî fıtratına dönmesidir. Böyle bir dönüşle insan ikinci bir fıtrat kazanır. Eğer küfür ve inkâr, belli dönem itibarıyla sahabenin aslî hüviyetini tamamen değiştirmiş olsaydı, o insanlardan hiçbiri iman edemez ve tabiî gökteki yıldızlar hâline gelemezlerdi. Aynı şeyi bazı büyük veliler için de söylemek mümkündür. Ashab-ı kiram efendilerimiz arasında Hazreti Ebû Bekir efendimiz gibi cahiliyede de, Müslümanlık’ta da haram karşısında eğilmemiş, cahiliye görmemiş, hep iffetle yaşamış insanlar vardı. Fakat öyleleri de vardı ki, İslâm’dan önce sabah akşam içki içer, hiç ayık gezmez ve Müslüman olduktan sonra gölgesinden bile geçmeyecekleri, adını anmaktan hayâ edecekleri şeyleri daha önceleri rahatlıkla işlerlerdi. Fakat, Müslim’in rivayet ettiği bir hadis-i şerife göre: Amr b. Âs (radıyallâhu anh) Peygamberimiz’e gelerek, bağışlanmak şartıyla kendisine biat etmek ve Müslüman olmak istediğini söylediğinde Peygamberimiz, “Bilmez misin ey Amr, İslâm, kendisinden önceki günahları yok eder. Hicret, kendisinden önceki günahları yok eder. Hac, kendisinden önceki günahları yok eder.”5 buyurur; İslâm’ın, Müslümanlıktan önceki her şeyi silip süpürüp götürdüğünü müjde eder. Demek ki, o dönemde ne kadar çatlama, kırılma, yıkılma ve tahrip olmuşsa, Müslümanlık onların hepsini tamir etmiş. Zaten İslâm, insanlardaki eksiği, gediği, kırığı, döküğü tamir etmek için gelmiştir. Dökülüp yollarda kalanları kaldırıp varmaları gerekli olan noktaya yönlendirmek için gelmiştir. Öyleyse, insanlar Müslümanlığa girdikten sonra cahiliye döneminde bir kambur gibi sırtlarına aldıkları o günahlarla kalmazlar. Allah, onlara rahmetiyle muamele eder ve sırtlarında ağırlık yapan her şeyden kurtarır onları. Bundan dolayıdır ki, ashab-ı kiram efendilerimiz velilerin dahi kendilerine yetişemeyeceği yüce insanlardır; mazilerinde, sonradan günah olarak tebliğ edilen pek çok şey işlemiş olmalarına rağmen velileri bile geçmişlerdir. Demek ki, onlardaki hayatî latîfeler cahiliye döneminde bütün bütün ölmemiş ve onlar her zaman imana açık kalabilmiştir. Sadece imana açık kalabilmiş de değil; bir başkasının ulaşması imkânsız mertebe ve derecelere de yükselmişlerdir.

384