İçeriğe geç

Evet, dünyaları istiab edebilecek duygular vardır insanda. Cihanlar, Cenâb-ı Hakk’ı Zât-ı Ulûhiyet’ine yakışır şekilde –bî kem u keyf– göstermekten acizdir. Fakat insanın kalbi, fuadı, latîfe-i rabbâniyesi O’nu gösterebilecek bir aynadır. Ahmet b. Hanbel’in naklettiği bir hadis-i şerifte Cenâb-ı Hak, “Yeryüzü ve gökler Beni içine almaktan aciz kaldı. Lakin Beni, yumuşak huylu, halim selim bir mü’min kulumun kalbi içine aldı.” buyurmaktadır. İbrahim Hakkı Hazretleri çok güzel bir üslûpla bu hadisi tercüme etmiş ve şöyle demiştir: “Sığmam dedi Hak arz u semaya / Kenzen bilindi dîl (gönül) madeninden.” Arz ve sema deyince ışık hızıyla trilyon trilyon sene ötedeki sistemleri de düşünün; o tarifi imkânsız uzaklıklardan insanın şah damarına kadar olan mesafedeki her şeyi bir kitabın paragrafları, cümleleri, satırları, kelimeleri, harfleri hâline getirin ve hepsini birden serin gözünüzün önüne. Onların hepsi bir araya gelse de Zât-ı Ulûhiyet’e tam aynalık yapamaz; belki O’na dair önemli bilgiler verir ama O’nu tam aksettiremez. Evet, arz ve sema tam bir ayna olamaz, fakat, siz O’nu kendi vicdanınızda duyabilirsiniz; latîfe-i rabbâniyenizde, kalbinizde, fuâd dediğiniz kalbinizin o derinliğinde hissedebilirsiniz. Gönlünüz âdeta bir maden ocağı ve O da orada bir defineymiş gibi –yine bî kem u keyf– O’nu bulabilirsiniz. Kalbinizin sezmesi, kâinatların ifade ettiği mânâların çok üstünde bazı şeyler ifade ve ifâza eder çünkü, Allah sizi dünyaları içine alabilecek duygularla, latîfelerle donatmıştır.

379