İçeriğe geç

O Fatıma (radıyallâhu anha) ki, gözüne ve hayâline hiçbir günah girmeden, Hazreti Ali (kerremallahu vechehû) ile evlenmişti. Zâten yaşı 25 olmadan da vefat edip gitmişti. Arkadan gelen bütün evliyâ, asfiyâ onun nurlu neslinin semeresiydi… O ki, sağanak sağanak vahiy yağan Nebi evinde yetişmişti. O ki, Allah Resûlü, onun hakkında “Fatıma benden bir parçadır.” buyurmuştu… Ve yine o ki, Cennet kadınlarının efendisi olduğu bildirilmişti. Ama Allah Resûlü ona da, evet bu Fatıma’ya da, “Kendini Allah’tan satın almaya bak! Nefsinin ipoteğini çözdürmeye çalış!” demişti.

İşte, Allah bir emir ferman buyuruyor; وَأَنْذِرْ عَشِيرَتَكَ الْأَقْرَبِينَ diyor. Sonra o âyetin mânâsını, murad-ı sübhanisini de Efendimiz’in gönlüne duyuruyor. Birinci vahye “vahy-i metluv” diyoruz, ikincisine de “vahy-i gayr-i metluv”. Emir ve emrin mânâsı, Cenâb-ı Hakk’ın o emirden muradı Allah’a aittir. Onun üzerinde sonsuzun şebnemi vardır, ebediyetin çiği vardır. Onu ortaya koyma mevzuundaki ifadelerse Efendimiz’e aittir. Berikinin üzerinde de, Efendimiz’in sidre kadar muallâ mübarek kalbinin ışığı vardır, ziyası vardır, rengi vardır, deseni vardır. Efendimiz, emri çok iyi anlıyor ve yerine getiriyor; yakınlarından başlayarak hem inzar ediyor, hem de tebşir de bulunuyor. İnzar ederken, ev halkına ve can parçası kızına da söyleyeceğini söylüyor.

252