Az, öz, yerinde ve bir lüzuma binaen konuşmanın bir fazilet, boş ve çok konuşmanın da bir zaaf ve felaket sebebi olduğu ile alâkalı hadis-i şeriflere bakılırsa, en büyük söz sultanı olan Peygamberimizin beyana çok önem verdiği görülecektir. Hatta Efendimiz, dile sahip olmayı Cennet alışverişinde bir pazarlık şartı olarak ifade etmekte ve “Kim bana, iki çene ve apış arası mevzuunda söz verir, kefil olursa, ben de ona Cennet için kefil olurum.”4 buyurmaktadır. Çünkü dil, bütün tesbihât, tahmîdât ve tekbirâtı seslendiren bir enstrümandır. Minarelerde Ulûhiyet hakikatini bir bayrak gibi dalgalandıran ve nâm-ı celîl-i Muhammedî’yi dört bir yanda ilan eden dildir. Emr-i bi’l-mâruf nehy-i ani’l-münker vazifesini yerine getiren dildir. İnsan, Cenâb-ı Hakk’ı diliyle tesbih ve takdis eder; onunla, kâinat kitabını ve onun ezeli tercümesi olan Kur’ân’ı, âyât-ı beyyinâtı okur ve başkalarına anlatır. Bazen, ifade ve beyanı vasıtasıyla inanmayan bir insanın hidayetine vesilelik eder, eder de üzerine güneşin doğup battığı her şeyden daha hayırlı bir iş yapmış olur.. ve insan, diliyle a’lây-ı illîyîne çıkar, sıddîkiyet zirvesine taht kurar.
Dilin Âfetleri
Dipnotlar
- 4 Buhârî, rikak 23; Ebû Ya’lâ, el-Müsned 13/549; el-Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ 8/166.