İçeriğe geç

Unutulmamalıdır ki, Kâbe’yi tavaf ederken, elde Kur’ân taşırken, Sünnete bağlılık iddiasıyla yaşarken dahi şeytanın yolunda gitme ihtimali vardır. Nurları okurken, onları anlatırken bile İblis’in izinde olmak da muhtemeldir. Evet, Nurlar bazılarında imanda derinleşme, bazılarında da gevezeleşme hâsıl ediyor. Birileri o kıymetli eserler vesilesiyle imanda tahkike eriyor, derinleştikçe derinleşiyor; bir heybet, bir mehabet insanı hâline geliyor. Dudaklarından dökülen her sözün hesabını vereceği mülâhazasıyla âdeta tir tir titreyerek konuşuyor. Bazıları da, hiç olmayacak yerlerde bile söz girizgahları buluyor, değişik mevzuular açıyor ve hemen gevezeliğe giriveriyor. Hazır bulduğu insanların kafalarına vura vura zorla kendisini dinletiyor. Oysa, konuşan heva ve hevesler değil, hakikatler olmalı; yalnızca hakikat konuşmalı. Herkes o hakikatlerden istifade etmeye çalışmalı. Bilmeyen bir bilene sormalı, bilen bildiği kadarını hak namına söylemeli ama kat’iyen demagoji ve diyalektiğe girmemeli. Bir araya gelişler bu maksatlara mâtuf olmalı, bu maksatları gerçekleştirme gayesiyle bir yerde oturmalı; orada yemek de yenecek veya çay da içilecekse, yemek ve çay tâli’ dereceden ve asıl gayeye bağlı olmalı ama doğrudan doğruya yeme içme, oturup ahbaplık yapma, eğlenme ve mânâsız pikniklere katılma gibi mâlâyânî şeylere girilmemeli… Girilmemeli; zira iki cihan Serveri buyuruyor ki: “Mâlâyâni şeyleri terk etmesi Müslüman’ın İslâmiyet’ine ait güzelliklerindendir.”10

64