İçeriğe geç

Niyet bu kadar önemli olunca, sürekli Allah’la, sürekli i’lâ-yı kelimetullahla oturup kalkmanız sizi çok aşkın kılar. İşin aslı, kendini O’na, O’nun adının yüceltilmesine kilitleyenlerin belki de öyle çok derin mülâhazaları, derinlemesine bir ibadet ü taatleri yoktur; ama sürekli bir teveccüh içinde bulunma niyet ve gayretleridir onları aşkın kılan. Bu öyle bir debi kazandırır ki onlara, artık kişi yerken, içerken, yatarken, kalkarken hep “Bu hakikatleri nasıl anlatırım?” ızdırabıyla yaşar. Bu da Cenâb-ı Hakk’a sunulan en büyük duadır.

Peygamberlerin peygamberliği malûm. Peygamberlik Allah’ın takdiri; ama neden bizler de onlar gibi olmayalım, onların yaptığını yapmayalım? Peygamberâne bir azimle peygamberce bir cehd içinde olabiliriz. Eğer ruhumuzdaki yabancı hülyaları ruhumuzdan söküp atabilirsek, bizler de peygamberâne mülâhazalar içinde ızdırap insanı olabiliriz. İslâmî heyecanı hayatımızın her karesinde duyabiliriz. Böyle bir ızdırabı duymanın zor olmadığı kanaatindeyim.

Bir de Allah bazılarına “vüdd” (sevgi) vaz’ediyor.12 Kime el atsa hemen kıvama eriyor. Bu, kim bilir belki de Allah’ın bize bir fırsat verdiğinin şahididir. Öyleyse vakit fevt etmeden bizden beklenen şeyleri yerine getirmeliyiz.

Bu yolda yürürken önümüze bazen engeller çıkabilir. Birileri önünüze çıkıp size zarar vermek isteyebilir; ama peygamberlere de birçok engeller çıkmamış mıdır? Öyleyse bunu hayatın ve bu yolun bir realitesi olarak kabullenmek lazım.

Bir de toprağa atılan her tohum çıkmaz. Bazılarını kuşlar yer, bazıları çürür gider. Öyleyse himmetini âli tutup elindeki bütün tohumları bir an önce toprağa gömmeye bakmalısın. “Şöyle olsun, böyle olsun…” deyip gözünü neticeye dikme, Allah’la pazarlıktır ve yanlıştır. Vazifemizi yapıp neticeyi O’nun takdirine bırakmamız gerektir.

Işığın Göründüğü Ufuk

77