İçeriğe geç
Şehbal açınca ruh-i revân-i Muhammedî.”

Bu insanlar ömürlerini bunun sevdalısı olarak geçirince, aşk ve heyecanlarını derinleştirmişler ve böylelikle solmanın, sönmenin ve partallaşmanın önünü almışlar ve Allah’ın izniyle uzun ömürlü olmuşlardır. Yoksa sosyal ve felsefî tarihçilerin dedikleri üzere, tıpkı fertler gibi toplumlar da doğar, gençlikten geçer, bir olgunluk dönemi yaşar, ardından yaşlanır ve nihayet yuvarlanarak bir çukura giderler. Toplumlar için bu durum kaçınılmazdır. Yani, كُلُّ مَنْ عَلَيْهَا فَانٍ۝وَيَبْقٰى وَجْهُ رَبِّكَ ذُو الْجَلَالِوَالْإِكْرَامِ“Artık yeryüzünde olanher nefis fenâ bulmuş ve sadece senin Rabbinin Zâtı, bekâsınıdevam ettirmektedir.”3 hakikati her millet hakkında caridir. İsterseniz, كُلُّ نَفْسٍ ذَۤائِقَةُ الْمَوْتِ“Her nefis, her lâhza ölümü tatmaktadır.”4 hakikatinden yola çıkarak, “Her millet ölümü tadıcıdır.” diyebilirsiniz. Evet, milletler de tıpkı fertler gibi doğar, büyür ve ölürler. Ancak sahip oldukları kıvamı koruma adına ortaya konan bir kısım gayretler neticesinde Allah’ın izni ve inayetiyle belki yoğun bakımda, belki koltuk değneğiyle, belki oksijen çadırında ama bir yolunu bularak ömürlerini uzatabilir; uzatıp daha nice hizmetlere vesile olabilirler. İşte bize düşen de her şeye rağmen ruh ve mânâda diri kalmak; diri kalıp heyecansızlık, durağanlık ve ölgünlüğe direnmek olmalıdır.

316