İçeriğe geç

Nitekim hadis ve siyer kitaplarında geçtiği üzere, Hirakliyus Antakya’ya geldiğinde Hazreti Ruh-u Seyyidi’l-Enâm (aleyhi elfü elfi salâtin ve selâm), Hazreti Dıhye’yi namesiyle birlikte ona göndermişti. O esnada Ebû Süfyan da orada bulunuyordu. Hirakliyus, Ebû Süfyan’a Resûl-i Ekrem Efendimiz’le alâkalı birçok soru sormuştu. Bu sorulardan birisi de, Allah Resûlü’ne iman edenlerin kimler olduğuydu. Ebû Süfyan, bu soruya, “O’na halkın fakirleri iltihak ediyor.” şeklinde cevap verdi.5 Benî Ümeyye’den olan Ebû Süfyan, o sırada Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) can alıcı hasmıydı. Buna rağmen Ebû Süfyan, Hirakliyus’un sorduğu sorulara hakperestlikle cevap vermişti.

Hüsrev Gibi Hanlar ve Yumuşayan Gönüller

Fakat ilerleyen zaman içinde görüleceği üzere, mebdede her ne kadar merkezi tutanlar fakir fukara olsa da gün gelmiş, toplumun ileri gelen büyükleri, senadîd dediğimiz şahıslar da Hazreti Ruh-u Seyyidi’l-Enâm’ın (aleyhi elfü elfi salâtin ve selâm) etrafında bir halka teşkil etmeye başlamıştır. Meselâ çok onurlu bir insan olan Hazreti Hamza, bir gün gelmiş, Peygamber Efendimiz’e karşı söylenen nâsezâ, nâbecâ sözler karşısında gayret-i insaniyesi coşmuş ve bir yönüyle haksızlığa karşı başkaldırmıştır.6 Demek ki, böyle bir istidat onun cevher ve ruhunda varmış. Belki muvakkat bir tereddüt yaşamıştı. Ama zamanı geldiğinde kendisini Allah davasına öyle bir bağladı ki, onun Uhud Muharebesi’nde nasıl uçtuğunu biliyorsunuz. Öyle ki, Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) bize onun adının göklerde “Allah’ın Aslanı” diye yazıldığını haber veriyor.7 Hatta Mekke’nin fethine kadar hep temerrüt içinde bulunan Ebû Süfyan bile o günden sonra Allah Resûlü’nün yanında yerini almıştır.8 Onun oğulları ve ahfadı da aynı şekilde İslâm davasına sahip çıkmışlardır.

243