İçeriğe geç

Kur’ân-ı Kerim pek çok yerde bu hususa dikkat çeker ve enbiya-i izamın ağzından وَمَۤا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍإِنْ أَجْرِيَ إِلَّا عَلٰى رَبِّ الْعَالَمِينَ“Ben yaptığım tebliğ vazifesi karşılığında sizden hiçbir şey istemiyorum, ücretimve mükâfatım münhasıran Âlemlerin Rabbi Allah’a aittir.”2 hakikatini ilân eder. Meselâ Şuarâ sûresinde Hazreti Nuh,3 Hazreti Hud,4 Hazreti Salih,5 Hazreti Lût6 ve Hazreti Şuayb’ın7 (alâ nebiyyina ve aleyhimüssalâtü vesselâm) sergüzeşt-i hayatları, maceraları, misyonları, konumları silsile hâlinde anlatılırken, her seferinde o büyük peygamberlerin lisan-ı mübareklerinden bu husus bir kez daha dile getirilir.

Bu açıdan peygamberlik mesleğinin hakikî mirasçıları, dava-yı nübüvvetin vârisleri de son nefeslerini verinceye dek hep istiğna ruhuyla hareket etmeli, müstağni yaşamalı ve asla Allah’tan başka hiç kimse karşısında bel kırmamalı, boyun bükmemeli, minnet altına girmemelidir. Çünkü –Rabbim muhafaza buyursun– hizmet insanı, minnet altına girerse, altına girdiği minnetin diyetini çok ağır bir şekilde ödemek zorunda kalabilir. Bu sebeple iman ve Kur’ân hizmetinde bulunanlar, bir ömür boyu iktisat ve kanaat düsturlarına sımsıkı sarılmalı, icabında aç kalmalı, gerekirse günde bir öğünle iktifa etmeli, fakat kat’iyen başkalarına diyet ödeyecek bir duruma düşmemelidir. Evet, onlar ister şahısları, isterse aile ve yakınları itibarıyla el âleme el açmaktan, tese’ülde bulunmaktan uzak kalmalıdır. Zira her el açış, her tekeffüf Allah’ın inayet ve rahmetinden, O’nun tutup kaldırmasından bir adım uzaklaşma ve kazanma kuşağında bir kayıp, bir hüsran yaşama demektir.

Adanmış Bir Ruh

Her Zaman Hür ve Azat Olmalı

182