Son bir husus olarak şunu ifade edeyim: Evlilik gibi önemli bir mesele, daha başta dinin vaz’ ettiği esaslara, aklî ve mantıkî temellere bina edilmelidir. Fakat fert, her şeye rağmen bazı hususlarda yanılmış olabilir. O zaman da kişi firaset ve kiyasetini kullanıp meseleyi yumuşatmaya çalışmalı ve “Acaba ben nerede hata ettim?” diyerek kendi boşluklarına, eksik yanlarına bakmalı, kırılma noktalarını tespit etmeli, daha sonra da ehil ve tecrübeli büyüklerinin rehberliğinde problemlerini çözmeye çalışmalıdır.
Yaşanan ailevî sıkıntıları, bilhassa kadınların maruz kaldıkları mağduriyetleri görüp duyduğumda çok üzülüyorum. Günümüzde kadın, maalesef bir yandan bir kısım feministler tarafından putlaştırılmak isteniyor ve bunun getirdiği fıtrata zıt bir kısım handikaplarla boğuşuyor. Öte yandan, bazı kimseler kadına hoyratça davranıyor; kendi bilgisizliklerini, boşluk ve zaaflarını bir hınç ve hışma çevirerek onun başına boşaltıyorlar. Bu durum öyle rikkatime dokunuyor ki, onların o rakik hâllerini görünce ağlayasım geliyor. Annem gadre uğramış bu türlü mazlum ve mağdurlar için “kanayak” derdi. Eşinin kanına gireceksin, ondan sonra da tehdit edeceksin. Bu olacak, kabul edilecek bir şey değildir. Buna hiç kimsenin hakkı yoktur. Bu zulmü irtikâp edenler Allah’tan korkup tevbeye yönelmeli, başıını yere koyup af dilemelidirler. Resûl-i Ekrem Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) “Veda Hutbesi”nde hanımlar için: “Onlar sizin nezdinizde emanettir.”4 buyurur. Onlara karşı söylenecek her türlü çirkin söz, yapılacak her türlü çirkin muamele ise emanete hıyanettir. O hâlde insan, doğru dürüst düşünmeli, doğru dürüst davranmalı ve emanetullaha hıyanet etmemelidir.
Dipnotlar
- 4 Ebû Dâvûd, menâsik 56; İbn Mâce, menâsik 84.