İçeriğe geç

Evet, biz bu dünyada esbap dairesi içinde halk edilmişiz. Havaya, suya, yemeye, içmeye, yatmaya, dinlenmeye; buluta, atmosfere, dünyaya, dünyanın güneşin etrafında dönüşüne, güneşle arasındaki ölçülü mesafeye, mevsimlerin teşekkülüne vs. ihtiyacımız vardır. İşte biz etrafımızı çepeçevre kuşatan bütün bu sebepleri görmezlikten gelemeyiz. Bunları görmezlikten gelmek, tekvinî emirleri, başka bir ifadeyle Cenâb-ı Hakk’ın kâinatta koymuş olduğu kanun ve kuralları görmezlikten gelmek demektir. Ayrıca madem Cenâb-ı Hak, ilâhî kudret ve iradenin, zahiren, basit ve hasis şeylere taalluku görünmesin diye, sebepleri izzet ve azametine birer perde kılmış, onlarla bizi çepeçevre kuşatmıştır ve O’nun izni olmaksızın onlardan sıyrılmamız mümkün değildir; o hâlde, Allah’ın vaz’etmiş olduğu bu sebepleri görmezlikten gelme, Allah’ın emirlerine itaatsizlik ve O’na karşı saygısızlık mânâsına gelir.

Bu açıdan esbaba riayet hususunda gösterilen hassasiyet çok önemlidir. Hatta denilebilir ki, sebeplere riayet mevzuunda emre itaatteki inceliği kavrayıp ona göre hareket eden bir insan, onları Cenâb-ı Hakk’ın rızasına erme adına bir helezonun basamakları veya Allah’a amudî olarak yükselebileceği bir rampa hâline getirebilir. Fakat onları her şey görme ve her şeyi getirip sebeplere bağlama bir yönüyle Müsebbibü’l-Esbâb’ı görmemeye müncer olacağından böyle bir durum da –hâşâ ve kellâ– esbabın Allah’a eş ve ortak koşulması demektir.

Bu umumî değerlendirmelerden sonra, şimdi isterseniz, bilhassa mü’minlerin ahvaliyle alâkalı meselelerde esbaba riayetle tevekkül arasındaki denge nasıl muhafaza edilebilir? Bu konu üzerinde bir nebze duralım.

Kuluçka Sabrı ve Vakt-i Merhun

191