İşte biz de, iç âlemimizde şöhretperestlik hesabına harekete geçen en ufak bir kıpırdanma karşısında hemen teyakkuza geçmeli, kendimizi yerden yere vurmalı, sürekli nefsimizle yaka paça olmalı ve böylece o öldüren virüslere karşı kalbimizin kapılarını bütünüyle kapalı tutmalıyız. Çünkü başta da ifade edildiği gibi, insan bir kere şöhret, nâm u nişan, hubb u câh deryasına açılınca, onun geriye dönmesi bir hayli zordur. Meseleyi Cevdet ismindeki şair bir arkadaşımın aklımda kalan bir mısraıyla ifade edeyim: “İsyan deryasına yelken açmışam / Kenara çıkmaya koymuyor beni.” Evet, bir kere o gaflet deryasına açılır, şov türünden hâdiselerin arkasına takılır, iltifattan zevk almaya, takdir u tebcillerden lezzet duymaya başlarsanız, zamanla yapacağınız her işte takdir beklentisine girer, iltifat intizarında bulunur, alkış dilencisi hâline gelirsiniz. Şöhret tiryakisi olmuş böyle birini harekete geçirebilmek, bir iş yapmasını sağlamak için ise mutlaka her seferinde ona bir şeyler vermek gerekecektir. Tabiî zamanla, yapılan iltifatlar, takdir u tebciller ona kâfi gelmeyecek, onlarla tatmin olmayacaktır. Uyuşturucu müptelası bir zavallının, uyuşturucuya olan bağımlılığının gittikçe artması ve aldığı o zehrin dozunu her seferinde sürekli biraz daha artırması gibi, şöhret düşkünü bir nefis de hep daha fazlasını, daha fazlasını talep edecektir. Meselâ ona; “sen şöyle kıymetli bir insansın, azizsin, rehbersin, pîr-i mugânsın, canımsın, cananımsın, sultanımsın, efendimsin, şem’-i tâbânım, ziya-i himmetimsin” türünden sözler söyleseniz bile, onun o doyma bilmez iltifat tiryakiliği, şöhret bağımlılığı bunları dahi yeterli görmeyecektir. Bu hâle gelmiş bir insan, artık korkunç bir derde müptela olmuş hasta bir ruhtur. Onu tedavi etmek de bir hayli zordur. Çünkü şöhret tutkusu başını döndürmüş, bakışını bulandırmış, aklını başından almıştır. Bu sebeple, böyle bir şahsın kurtuluşu, tabir caizse gaybî bir inayet eline kalmıştır. İşte bütün bunlardan dolayı diyoruz ki, bu büyük âfetin önünü daha baştan kesmeli, ölümcül virüslere karşı kendi düşünce dünyamızı daha baştan karantinaya almalıyız.