“Allahım, ben Senin kulunum, kullarından bir erkekle bir kadının oğluyum,perçemim Senin (kudret) elindedir. Hakkımdaki kararın yürürlükte ve yine hakkımdakitakdirin âdilânedir. Senden, kendini isimlendirdiğin, Kitabında indirdiğin, mahlûkatından birine öğrettiğinveya gayb ilminde kendine tahsis ettiğin (kimseye bildirmediğin) her isminhürmetine, Kur’ân’ı kalbimin baharı, gözümün nuru, hüzün, gamve tasamın gidericisi kılmanı diliyorum. Güç ve kuvvet ancak Allah’ın (elinde)dir.”3
Görüldüğü üzere Hazreti Ruh-u Seyyidi’l-Enâm (aleyhi efdaluttahiyyât ve ekmelütteslîmât) bu duasıyla bize, insanlar arasında sadece bazılarına bildirilen isimler olduğu gibi, gayb ilminde Cenâb-ı Hakk’ın kendine tahsis edip nezd-i ulûhiyetinde isti’sâr buyurduğu, hiç kimseye bildirmediği isimlerin de olduğunu haber vermiştir. Hâlbuki bize bildirilmeyen o isimler de Zât-ı Ulûhiyeti ifade etmektedir. Buradan şu hususa intikal etmek istiyorum: Genelde halk arasında, esmâ-i hüsnâyla alâkalı, Ebû Hureyre Hazretleri’nin rivayet ettiği doksan dokuz esmâ-i Hüsnâ bilinir. Fakat İslâm âlimlerinin çoğu, ilâhî isimlerin bu rivayette zikredilenlere münhasır olmadığı kanaatindedir. Aksine onlara göre, hem Kitab-ı Mübîn, hem de Sünnet-i Sahiha’da sarahaten ve zımnen zikredilen daha bir hayli esmâ-i ilâhiyenin mevcudiyeti söz konusudur. Buna bağlı olarak meselâ Muhyiddin İbn Arabî Hazretleri iki yüz isim zikrederken, Cevşenü’l-Kebir’de de, mücerret/müfred ve mürekkep olarak bini aşkın isim zikredilmektedir. Şimdi sarahaten ve zımnen, müfred ve mürekkep olarak zikredilen bu bin bir esmâ-i ilâhiye bilinse dahi bu bilgi, Zât-ı Ulûhiyeti tam ifade etmez; insana Zât-ı Baht’ı tam olarak doğru görme rasatını temin etmez; etmez çünkü biraz önce de ifade edildiği gibi hususî bazı şahıslara bildirilen isimler olduğu gibi, hiç kimseye bildirilmeyen esmâ-i ilâhiye de vardır.
Hakikî Hakaik-i Eşya ve Esmâ-i Hüsnâ
Dipnotlar
- 3 Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 1/391; İbn Ebî Şeybe, el-Musannef 1/223.