Bu düşüncede olunmazsa, dünya hayatı yaşanmaya ve ebedî bir hayat varken burada kalmaya da değmez. İnsan kıymetli şeyler yapmalı. Her gün bir kere daha Cennet’i kazanmalı. Her gün bir kere daha Rabbini tanımalı. Her gün bir kere daha değişik buudda mehâfet ve mehâbet atmosferi içinde bulunmalı ki, yaşamaya değsin. Hayat onunla irtibatlı götürülürse hayattır. Yoksa cismen ölü olmayanlara da Kur’ân ölü nazarıyla bakıyor. إِنَّكَ لَا تُسْمِعُ الْمَوْتٰى “Ölülere duyuramazsın!”2 diyor. O’nu duymayan gönüller ölüdür. O’nunla beraberlik arkasına düşmeyenler, her gün bir adım daha kendini O’na yakın hissetmeyenler ölüdür. Hayatını O’nun rızasına bağlı götürmeyenler, O’nun huzurunda duruyor gibi davranmayanlar derecelerine göre ölüdür.
Ayrıca dünya hayatı itibarıyla bazı şeylerden mahrum yaşamak da çok önemli değildir. Bazen insanın aklına yurt yuva, köşk kasr gelebilir; bence bu konuda da Yunus gibi davranmalı ve “Bana Seni gerek” demeli. Hatta, “Nasıl olsa ötede verirler.” gibi bir beklenti ve telakkî bile, bir makama göre, O’na karşı saygısızlık olur. O ister verir, ister vermez. Vilâyet talebinde bulunmak bile O’nunla olan münasebetimize olumsuz tesir eder. Bizim duygu ve niyazımız “Senin sürekli teveccüh buyurduğun ümmî, âciz, zavallı, fakir, muhtaç ve fakat Sana müştak bir abd eyle!” şeklinde olmalıdır. Cenâb-ı Allah, tebcil makamında سُبْحَانَ الَّذِۤي أَسْرٰى بِعَبْدِه۪3 diyerek “İnsanlığın İftihar Tablosu”nu bir abd, kul olarak tavsif etmiştir. Hz. Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem) kul peygamberdir, melik değil.
Ufkumu Tutan Tek Şey, Biricik Sevdam…
Dipnotlar
- 2 Neml sûresi, 27/80.
- 3 İsrâ sûresi, 17/1.