İçeriğe geç

Öyleyse neden cüretkârca davranıp böyle zor bir işi yapmaya kalkıştık. Bunun tek bir cevabı var: Hani anlatılır ya, bir zamanlar devrin hükümdarı, otağını Fırat Nehri’nin başına kurar. Halk, sadece toprağa değil kalblere de hükmetmesini bilen sultanı çok sever ve herkes bu hayırlı insan tarafından tanınmak ve sevilmek ister. Bu sebeple bazı günlerde sultanın huzuruna çıkar, ona hediyeler götürürler. Zenginlerin ve imkânı olanların kıymetli hediyeler takdim ettiği bir gün, bir fakir de sultana yaraşır bir hediye arar. Değerli hiçbir şey bulamayınca evindeki bir tarafı kırık testi aklına gelir. Köyün buz gibi suyundan testiyi doldurur ve yola revan olur. Az sonra karşılaştığı birisi, ne yaptığını, nereye gittiğini sorup öğrenince alaylı bir şekilde, “Bilmiyor musun, sultan suyun kaynağında oturuyor. Hem sizin çeşmenin suyu da onun!” der. Fakir adam kızarır, yutkunur, kelimeler boğazında düğümlenir ve “Olsun” der, “Sultana sultanlık, gedaya da gedalık yaraşır. Sultana has hediyem yoksa da, onun suyunu ona takdim etmeye müştak ve onun sevgisiyle dolu bir gönlüm var.”

İşte biz de, elimizdeki Kırık Testi’mizle “Sultan”a hediye takdim etmeye niyetlendik. Bizim hediyemiz de, onun nasip ettiği güzellikleri sizlerle paylaşmak olsun istedik. Bir iki arkadaş, mübarek bir çeşmeye yakın olma nimetinin şükrünü, o çeşmenin suyunu mümkün olduğu kadar çok insanla paylaşmakla eda edeceğimize inandık. Önceleri hatırlamamıza yardımcı küçük notlar tutuyorduk; fakat bu şekilde pek çok şeyi de kaçırmış oluyorduk. Daha sonra, anlatılanları eksiksiz ve değiştirmeden aktarmak için bir gazeteci hassasiyetiyle kayıtlar yapmaya başladık. Kaydettiklerimizi kompoze ve tashih ettikten sonra ortaya çıkan metinleri aramızda mütalaa ettik.

6