İçeriğe geç

“Hiç hazmedemedim bu milleti ayaklar altına düşürenleri… Hiç hazmedemedim milletimizin büzüşüp, sıkışıp küçük, muhtaç, başkalarının eline bakan bir topluluk hâline gelmesini. Koskocaman, cihanlara sığmayan bir millet nasıl oldu da böyle iki gölün arasına sıkıştı kaldı? Nasıl bu hâlle övünüyor insanlar? Küçüklüğü nasıl öyle allı pullu gösteriyorlar? Hiç hazmedemedim…”

“İslâm’ı gadre uğratan iki cephe vardır: Birisi, onda sürekli şok tesiri yapacak taarruzlar peşinde olan, kin ve inat cephesi. Diğeri de Müslümanlığı yolda bulmuş, kültür Müslümanlığı tavrı sergileyen vefasızlar cephesi.”

“İnsanları sıfatlarıyla, ahlâkî değerleriyle tartsalar; inanmayanların yüzü güler ve hakikî Müslümanlar mahcup duruma düşer, çok utanırlar. Çünkü inançsızlar derler ki, ‘Hayret! İslâm topluluğunda bile bizim sıfatlarımızdan ne kadar çok var!…’ ve sevinirler bu kadar nüfûzlarına. Yalan var, dalavere var, sözünde durmama var… Yani İslâm dünyası bâtılın alfası değilse betası, betası değilse gaması tesirindedir… Ve maalesef, Müslümanların hâli iç açıcı değildir, durumumuz yürek kanatıcıdır.”

“Kur’ân canlı, şuurlu ve iradeli temsilcilerini bulamadığı her devirde hazin bir gurbet yaşamıştır. O mükemmel kitap, ancak mükemmel bir temsilci kadrosuyla sesini soluğunu duyurabilir. Eğer onun sesini gerçekten aksettirecek insanlar olsaydı; ilk nefeste onu duyar, ikinci nefeste de seslerini ta göklerin ötesine duyururlardı. Ve melekler ‘Meğer yerde ne gönül erleri, ne kahramanlar varmış!…’ derlerdi.”

13