İçeriğe geç

Batı dünyasında aile kurumu bozulmuştur. Bu sebeple, evlilik ve boşanma öteden beri sosyologların öncelikli gündemlerinden biri hâline gelmiştir. İstatistiklere göre boşanma oranları çok yüksektir. Hatta evliliği bir hayat tarzı olarak görmeyip yalnız yaşamayı tercih eden çok sayıda insan bulunmaktadır. Devam eden evliliklerin de aile bireylerine ne ölçüde sağlıklı ve huzurlu bir ortam sağladığı tartışılır. Öte yandan hiç evlenmeyen, eşiyle ciddi geçimsizlik yaşayan veya boşanmış olan insanların iffet ve istikametlerini koruyabilmeleri hiç de kolay değildir. Nitekim yaşanan ahlakî erozyon herkesçe bilinmektedir. Bâtılı tasvir edip safi zihinleri idlâl etmeye (yanlışı anlatarak temiz zihinleri bulandırmaya) gerek yok, fakat dışa yansıyan tarafıyla dahi meseleye bakacak olursanız toplumun nasıl tefessüh ettiğini (bozulduğunu), ne tür melanetlerin (kötülüklerin) işlendiğini rahatlıkla görebilirsiniz.

Maalesef mevcut tablo İslâm dünyasında da hiç iç açıcı değil. Batıya karşı müthiş bir özenti var. Temel dinamiklerimizi kaybediyoruz. Farkına varmadan zımnî bir asimilasyon yaşıyoruz. Başkalarının bilim ve teknolojilerini değil; hayat tarzlarını, üsluplarını, ahlaklarını taklit ediyoruz. Batı da kendi hayat tarzını dolaylı yollarla sürekli başkalarına dayatıyor. Bu yüzden, sahip olduğumuz değerler ve aile kurumumuz ciddi tehdit altında bulunmaktadır. Böyle bir dönemde sağlıklı evliliklerin yapılması, huzurlu yuvaların kurulması üzerinde ne kadar durulsa yine de az kalır.

175