Maalesef bugüne kadar bazı kesimlerin İslâm’a karşı önyargıya hatta düşmanca tutumlara sahip olmaları ve içimizdeki bazı nadanların da kötü temsilleriyle İslâm’ın aydınlık çehresine zift saçmaları, insanlığın bu tatlı su kaynağından istifade etmesine engel oldu. Hatta İslâmiyet, pek çok münasebetle şiddet ve radikalizmin adresi gibi gösterildi. O, kaba saba insanların dini gibi algılandı. Dolayısıyla da çokları, onun özündeki değerleri tanıma fırsatı bulamadı. İslâm’ın, şiddet ve radikalizmi besleyen bir din olmadığını, bilakis insanlığın başına bela olan bu iki musibet için en büyük panzehir olduğunu herkese göstermek ve anlatmak, Allah’a sağlam inanmış mü’minlere düşen çok önemli bir misyondur.
Şunu da unutmamak gerekir ki; şayet siz, insanlığın ehemmiyet verdiği problemlerle ilgilenmezseniz onlar da sizin problemlerinize karşı duyarsız kalırlar. Eğer siz bugün bir dünya meselesi hâline gelen ve tüm insanlığı tehdit eden şiddet, terör, radikalizm, açlık, fakirlik gibi kronik sorunlar karşısında yapılması gerekenleri yapmazsanız, başka konularda ortaya koyacağınız en yararlı projelerinizde bile arzu ettiğiniz desteği bulamazsınız. Sizin, evrensel meselelere sahip çıkmadığınızı gören insanlar, en ihtiyaç duyduğunuz noktada size arka çıkmazlar. Dolayısıyla büyük çoğunluğu itibarıyla insanlığın sizden istediği ve beklediği şeylere sahip çıkmanız, yapabileceğiniz her ne varsa yapmanız büyük önem taşır.
Diyalog ve Hoşgörü
Daha somutlaştıracak olursak, şiddeti önlemenin en başta gelen yollarından biri, diyalog ve hoşgörü kültürünü yaygınlaştırmaktır. Çünkü bu sayede insanlar aynı masanın etrafında bir araya gelecek, birbirlerini daha yakından tanıyacak, paylaşma ve uzlaşmayı öğrenecek, kavga etmeden bir arada yaşama tecrübesi edineceklerdir.