Bir sonraki âyet-i kerimede şöyle buyruluyor: وَمَا كَانَ قَوْلَهُمْ اِلَّآ اَنْ قَالُوا رَبَّـنَا اغْفِرْ لَـنَا ذُنُوبَـنَا وَاِسْرَافَـنَا ف۪ٓى اَمْرِنَا وَثَـبِّـتْ اَقْدَامَنَا وَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِر۪ينَ“Evet, bu durumda (düşmanla yaka paça oldukları, kolları kanatları kırıldığı, kan revan içinde kaldıkları zaman) onların dudaklarından dökülen, yalnızca şu kelimeler oldu: Ey Rabb-i Kerimimiz! Günahlarımızı ve içine düştüğümüz aşırılıklarımızı affeyle; bizleri doğru yolda sabitkadem kıl ve (fıtratlarındaki inanma istidadını kendi iradeleriyle köreltmiş, neticesinde gözleri görmez, kulakları duymaz ve kalbleri işlemez hâle gelmiş) küfr ü küfran içindekilere karşı bize yardımcı ol.”102
Bu iki âyet-i kerimede, kendini Allah’a adamış insan portresi çiziliyor. Böylece onların ne düşündüklerini ne dediklerini, kendileriyle nasıl yüzleştiklerini, Cenâb-ı Hakk’a nasıl teveccüh ettiklerini, zorluk ve sıkıntılar karşısında nasıl bir duruş sergilediklerini görmüş oluyoruz. Ortaya konan bu portreden hareketle konumumuzu belirleyebilir, kendimizi ölçüp tartabilir, durduğumuz yer ile durmamız gereken yer arasındaki farkı görebilir, Allah yolunun adanmışları olup olmadığımızı anlayabiliriz.
Rabbânîlik ile adanmışlık bir vahidin iki yüzü gibidir, bunların birbiriyle çok sıkı irtibatı vardır. Rabbânîlik, içte derinleşmeyi, Allah’la kalbî irtibatı ifade ederken; ribbîlik daha ziyade dışa açılımı, Allah’ın adını dünyaya duyurma azmini ortaya koyan bir kelimedir. Rabbânî olmadan, tam mânâsıyla adanmış da olamazsınız. Adanmışlıkta etemmiyet ve ekmeliyeti elde edememişseniz bu sefer de rabbânîlik yolunda gerekli performans ve mukavemeti gösteremezsiniz. Bunların birindeki kusur diğerini de etkiler. Kendinizi bir yönüyle Allah yoluna vermiş, belli ölçüde terakki etmiş olabilirsiniz. Ama rızaya tam kilitlenememişseniz i’lâ-yı kelimetullah davasında da eksikleriniz olur.