İçeriğe geç

Kur’ân-ı Kerim’de geçen, rabbânî kelimesine benzeyen bir başka sözcük de “ribbî”dir: كَاَيِّنْ مِنْ نَبِـىٍّ قَاتَلَۙ مَعَهُ رِبِّـيُّونَ كَـث۪ـيرٌۚ فَمَا وَهَنُوا لِمَآ اَصَابَهُمْ ف۪ى سَب۪يلِ اللّٰهِ وَمَا ضَعُفُوا وَمَا اسْتَـكَانُواۜ وَاللّٰهُ يُحِبُّ الصَّابِـر۪ينََ“Nice peygamberler gelip geçti ki onlarla beraber birçok ribbî mücadele verdi, savaştı. Onlar, Allah yolunda başlarına gelen zorluklar sebebiyle asla yılmadılar, zayıflık göstermediler, düşmanlarına boyun da eğmediler. Allah böyle sabırlı insanları sever.”98

Tefsirlere bakıldığında, ağırlıklı olarak “ribbî” kelimesine kökeninden hareketle iki farklı mânânın verildiği görülür. Birincisi, büyük topluluklar; ikincisi ise kendini “Rabb”e adamış kimseler. İkinci mânâda ribbî kelimesi, rabbânî kelimesine benzer. Bazı müfessirler, ikisinin arasında şöyle bir farktan bahsederler: Ribbî, kendini Allah yoluna adamış herkese denirken rabbânî, aynı zamanda mürşitlik vasfına da sahip kimselere denir.

Demek ribbî de; i’lâ-yı kelimetullah davasına kendini adayan, Allah’ın adının dünyanın dört bir yanında şehbal açması için hiç duraksamadan koşturan, dinin güzelliklerini herkese duyurmaya çalışan ve bu yolda karşılaştığı her tür sıkıntıyı sabırla karşılayan er oğlu erlere denir.

210