İ’lâ-yı kelimetullahı dert edinen adanmışların imtihanı çok büyüktür. Ne düşmanların imansız ve amansız saldırıları ne de dostların vefasızlık ve hazımsızlıkları biter. Türlü türlü zorluk ve sıkıntılarla imtihan olurlar. Şeytan da bunları asla boş bırakmaz. Bütün bunlar karşısında doğru yerde durabilmeleri, istikametlerini koruyabilmeleri çok önemlidir. Şeytan, böylelerini boş bırakmaz. Bediüzzaman Hazretlerinin ifadesiyle “Mühim ve büyük umur-u hayriyenin çok muzır mânileri olur. Şeytanlar o hizmetin hâdimleriyle çok uğraşır.”91 Mesela şeytan, yapılan hakaretleri ve saldırıları önlerine koyarak, “Haydi siz de benzer şeyler söyleyin, onların yaptıklarının aynısını yapın. Bunca haksızlık karşısında sükût mu edeceksiniz!” diyerek onları kışkırtır. Nefislerine uyup şeytanın bu dürtüleriyle hareket etmeye başlarlarsa kazanma kuşağında kaybederler.
Gerçekten bugüne kadar birileri, aynısıyla nakletmeye bile terbiyemizin müsaade etmeyeceği şeyler söylediler. Demedik şey, atmadık iftira, söylemedik yalan bırakmadılar. Türkçe sözlüklerde bile bulmakta zorluk çekeceğimiz hakaret ve küfürleri ettiler, lanetler okudular. Densizliğin her türlüsünü yaptılar. Sözle de kalmayıp türlü türlü zulümler, gadirler irtikâp ettiler. Gönüllüler hareketini “günah keçisi” ilan ettiler ve ne kadar suç ve günah varsa ona yüklemeye kalktılar. Karalama adına hiç olmayacak isnatlarda bulundular. Yakın zamanda işlenmiş ne kadar suç varsa, hedef tahtası hâline getirdikleri bir hareketin sırtına yüklemek suretiyle işin içinden sıyrılmaya çalıştılar. Onların deyip ettikleri şeyler, Amnofis’in Hz. Musa’ya dediklerini çoktan geçmiştir. Kanaatimce, ne Lenin ne Stalin ne de başka diktatörler bu ölçüde ağız bozmuş, insanlara bu ölçüde hakaret ve küfürler etmişlerdi.