Süre vermenin içinde farklı tembih ve uyarılar da vardır. Allah, zalimlerin akıllarını başlarına almaları için farklı farklı tekvinî emirlerle, eşya ve hâdiselerin diliyle onları ikaz eder. Bazen yağmuru kesip kuraklık yaşatarak onlara zımnen “Kendinize gelin!” der. Bazen ekonomik bir krizle onları sarsar. Bazen arzî ve semavî musibetler gönderip onları gaflet uykusundan uyandırır. Bazen din adına hayatı yaşanmaz hâle getirerek, “Ülkenize, milletinize, dininize, değerlerinize sahip çıkın” der… İnananlar, eşya ve hâdiselerin dilinden anlamaz, zulüm ve günahlarına son vermez ve akıllarını başlarına almazlarsa –Allah muhafaza– başlarına sağanak sağanak musibet, âfet ve bela yağdırır.
Zalimler hem bu dünyada hem de öbür tarafta müstahak oldukları cezayı çekerler. Onların arasında bulunan iyiler ise, bu dünyada cezalarını çekmiş olacakları için âhirete bir şey kalmaz. Allah’ın hikmetinden sual olunmaz. Bilemiyoruz, belki de geçmiş kavimlerde olduğu gibi, sağlam iman etmiş olanlara özel bir kurtuluş ihsan eder ve onları daha sonra önemli vazifelerde de istihdam eder Onlar, Din-i Mübin-i İslâm adına istikbal vadediyorlarsa, Allah bir yeri helak ederken, onlara necat verebilir. Ölen ölürken, ezilen ezilirken, bazıları da ayakta kalır. Allah, geriye bıraktıklarını başka sahalarda, başka işlerde istihdam eder.
109 Şûrâ sûresi, 42/30.
110 Kasas sûresi, 28/16.
111 Enbiyâ sûresi, 21/87.
112 A’râf sûresi, 7/23.
113 Buhârî, ezan 149; tevhid 9; daavat 16; Müslim, zikr 47, 48.
114 Tirmizî, kıyâmet 49; İbn Mâce, zühd 30.
115 Buhârî, İstiska 1, 4, 15, daavât 24; Müslim, salâtü’l-istiskâ 1-4.
116 Bediüzzaman, Lem›alar, s.204 (Yirmi Birinci Lem›a).
117 A’râf sûresi, 7/155.
118 Enfâl sûresi, 8/25.
119 Buhârî, tefsîru sûre (11) 5; Müslim, birr 61.