Konumlarını hak ederek kazanmamış, kademe kademe ilerlememiş, birden sıçrayıp bir noktaya yükselmiş/yükseltilmiş insanlar, bulundukları yerin hakkını eda edemezler. Onlar her ne kadar yüksek makamları temsil etseler de duygu ve düşünce açısından bulundukları yerin çok gerisinde kalırlar. Karşılaştıkları zorluklar veya düşmanların hile ve hud’aları karşısında çabuk tahrik olur, hislerine yenik düşer, ne zaman nasıl hareket etmeleri gerektiğini kestiremezler. Bu sebeple temsil ettikleri konuma terettüp eden vazifeleri hakkıyla eda edemezler. Ancak zamanla rüştünü ispat eden, yavaş yavaş olgunlaşarak yükselen ve aldığı vazifeleri başarıyla yerine getiren insanlar konumlarının hakkını verebilir. İstihdam edildikleri her işi, Allah’ın izniyle, falso yapmadan başaracak potansiyelleri vardır.
Eğri Büğrü Yollarla Hakka Varılamaz!
Hâfız-ı Şirazî’nin sözü, bugünün Müslümanları için daha bir önem kazanmıştır. İhtilaf ve çatışmaların hiç eksik olmadığı, şiddet ve radikalizmin İslâm’ın dırahşan çehresini kirlettiği günümüz dünyasında, Mevlâna, Yunus Emre ve Bediüzzaman gibi davranmaya, dövene elsiz, sövene dilsiz, gönül koyana gönülsüz mukabelede bulunmaya ihtiyaç var. Müslümanlar, her tür kabalığa ve saldırıya göğüs germesini, zorluk ve sıkıntılara katlanmasını bilmelidirler. Her ne kadar son asırlarda Müslümanların ülkeleri işgal edilmiş, toprakları elinden alınmış, idare sistemlerine dokunulmuş ve kaynakları sömürülmüş olsa da bu, onları tepkisel ve radikal davranmaya sevk etmemelidir. Onlar, temsil ettikleri değerlerin hatırına İslâmî düşünceyi, olması gereken noktaya yönlendirerek tüm dünyada barış köprüleri kurmaya, sulh adacıkları inşa etmeye çalışmalıdırlar.