İçeriğe geç

Başını almış Cehennem’e giden bir kişi karşısında nasıl âh u vâh edilmez ki! İnsanlığın İftihar Tablosu, miraca çıkmış, orada görülmezleri görmüş, erilmezlere ermişti. Lâhût âleminin sınırlarına ulaşmış, vücûb-imkân arası bir noktaya varmıştı. Bu, fanileri bakiden ayıran bir noktaydı. Fakat bütün bunlar O’nun gözünü kamaştırmamış, bilakis daha fazla insanın elinden tutup onları da bu noktaya ulaştırma heyecanını, iştiyakını tetiklemişti. Bu sebeple O, ulaştığı bu noktadan dönüp geriye gelmişti. Çünkü O, yaşatmak için yaşıyordu. Kim bilir Hazreti İbrahim, kavminin dalâlet ve küfrünü gördüğü zaman ne kadar üzülüyordu. Nitekim yanına gelen melekler, Hazreti Lût kavmini helâk etmekle görevlendirildiklerini söylediğinde, âdeta yanıp tutuşmuş ve meleklerle mücadele etmeye başlamıştı.136 Kur’ân, meleklerle onun arasında geçen konuşma hakkında bilgi vermez. İhtimal ki o, cezanın kaldırılması, ertelenmesi veya hafifletilmesi yönünde isteklerini arz etmişti. Neden? Çünkü helâk edilecek kavmin gazab-ı ilâhîye istihkak kesp ettiklerini ve tepetaklak Cehennem’e yuvarlanacaklarını biliyor ve gittikleri yanlış yoldan dönmeleri adına muhtemelen onlara bir fırsat daha verilmesini arzu ediyordu.

Hiç şüphesiz yolunu sapıtmışlar karşısında âh u vâh edip inleme ve onların hidayete ulaşmaları adına çırpınma, günümüzün hizmet erleri açısından da oldukça önemli bir vasıftır. Çünkü onların mesleklerinin esası, yaşatma sevdasıdır. Ba’su ba’de’l-mevt kahramanlarına düşen, füyûzat hislerinden fedakârlıkta bulunmak ve kendilerine rağmen yaşamaktır. Onlar, ne maddî ne de manevî bir kısım zevklere takılarak başkalarını unutmamalıdırlar. Cennet kapıları ardına kadar açılsa ve içeriye buyur edilseler dahi, oraya daha fazla insanın girmesini temin etme adına, dünyada kalmayı tercih etmelidirler.

İnâbe

204