Allah Teâlâ, وَاِنْ عَاقَـبْـتُمْ فَعَاقِـبُوا بِمِثْلِ مَا عُوقِـبْـتُمْ بِه۪ۜ“Ceza verecek olursanız, size yapılan muamelenin misliyle cezalandırın (daha fazlasıyla değil).”135 dediği âyet-i kerimenin devamında, وَلَئِنْ صَبَرْتُمْ لَهُوَ خَيْرٌ لِلصَّابِر۪ينَ“Ama şayet sabreder (de mukabelede bulunmazsanız) bilin ki bu, sabredenler için daha hayırlıdır.” buyurmak suretiyle daha faziletli olanı göstermiştir. O da, nâseza nâbeca davranışlar karşısında mukabele-i bi’l-misil ile muamelede bulunmama, dişini sıkıp sabredebilme ve olumsuzlukları hazmetmeye çalışmadır. Daha hayırlısı varken, niye berisine razı olalım ki! Bir Türk atasözünde de ifade edildiği gibi, iyiliğe iyilik her kişinin kârıdır. Fakat kötülüğe iyilik er kişinin kârıdır. Er kişi olmak ve yiğitçe davranmak varken ne diye sıradan ve basit biri olmayı kabul edelim!
Evvâh Olma
Âyet-i kerimede Hazreti İbrahim’in diğer bir enginliği olarak onun “evvâh” olması gösterilmiştir. Evvâh, âh u vâh edip inleyen kimse demektir. Peki, Hazreti İbrahim, neyin karşısında âh u vâh ediyordu. Elbette onun inlemesi, maruz kaldığı dünyevî sıkıntılar, bela ve musibetler yüzünden değildi. Bilakis o, Allah haşyetinden inliyor, mağdur ve mazlumların, muhtaç ve düşkünlerin, isyan deryasına yelken açıp bir daha geriye dönemeyen günahkârların, küfür ve dalâlet gayyalarına yuvarlanan kimselerin bu durumları karşısında âh u vâh ediyordu. Âh u vâh edip onları içinde bulundukları sıkıntılardan kurtarmaya ve onlara Cennet’e giden yolu göstermeye çalışıyordu.