İçeriğe geç

Âyet-i kerimede yer alan hilm, öfke ve kızgınlığa sevk eden durumlar karşısında hemen feverana kapılmama ve engin bir hazım sistemiyle, maruz kalınan olumsuzlukları hazmedebilme demektir. Zira sahibine muvakkat bir cinnet hâli yaşatan öfke ve hiddet, hilm ile dengelenmez ve yumuşatılmazsa, altından kalkılamayacak korkunç nedametler söz konusu olabilir. İnsan öfkeye kapılarak öyle yanlışlar yapar ki, daha sonra onları tamir etmeye gücü yetmez. Bu tür zorluklarla karşılaşmak istemeyen, Hazreti Halim olmaya mecburdur. İnsan, bazen hazmı çok zor bir kısım problemlerle karşılaşabilir. Mesela ağır hakaretlere, iftira ve karalamalara maruz kalabilir; kendisine katlanılması çok zor zulüm ve haksızlıklar reva görülebilir. Dost bildiklerinin vefasızlığına ve hatta gadrine uğrayabilir. Bir insanın bunları hazmedebilmesi, soğukkanlılıkla karşılayabilmesi ve makul tepkiler verebilmesi gerçekten zordur. Bütün bu olumsuzlukların sindirilebilmesi için onun manevi yapısında hilm, sabır, tahammül ve af gibi enzimlerin bulunması gerekir.

Bilindiği üzere Halim, aynı zamanda Cenâb-ı Hakk’ın isimlerinden biridir. Nitekim kâfir ve müşriklerin onca küstahlık ve haddi aşmışlıkları karşısında çarçabuk cezalandırılmadıklarını ve kendilerine mehil üstüne mehil verildiğini gören Hazreti Ebû Bekir, مَا أَحْلَمَكَ يَا رَبَّنَا“Ne kadar halimsin ey Allah’ım!” demişti.134 Bu itibarla hilmin önemli bir tezahürü de kendini bilmez zalim ve mütecavizlere hemen mukabelede bulunmamak, hatalarını fark edip geri dönmeleri için onlara süre vermektir. Bilemiyoruz belki de onca kabalık ve saldırılarına af ve mülayemetle mukabele edildiğini gören bu insanlar bir gün pişman olacak, gelip incittikleri insanlardan özür dileyecek ve daha önce taş attıklarına gül vermeye başlayacaklardır.

202