Ayrıca, O’nun bu tür Hakk’a nazar ve teveccühleriyle beraber bütün cin ve inse, hatta bütün varlığa karşı, aldığını tevzi etme, muamele gördüğü gibi muamelede bulunma mânâsına küllî ve umumî bir rahmet, şefkat, inayet ve riayet teveccühleri de vardır ki, bazen –Allah’ın izniyle– kömürü elmasa, taşı-toprağı altına ve taştan daha katı yürekleri de balmumuna çevirebilir. Hatta kibir, zulüm, bakış zaviyesindeki inhiraf ve atalarını taklitle körelmiş vicdanları birkaç dakikalık huzur insibağıyla sahabi ufkuna yükseltebilir ve böyle bir kutlu buluşmaya kadar yerlerde sürüm sürüm sürünen canlı cenazeleri ruhlarında seri bir metamorfoz geçirmişçesine kâmil insanlar semasının üveyikleri hâline getirebilir.
Ulemâ-i âmilîn ü muhlasîn ve evliyâ-i kâmilînin de, Hakk’ın halifeleri ve O’nun da vârisleri olmaları itibarıyla, Hakk’a bakışları tam, teveccühleri muhlisâne ve ihatalı, arkalarındakilere nazarları da –biavnillâh– müessirdir. Bunlar, gönüllere nüfuz etme, ruhları yönlendirme ve Hakk’ın müsaadesiyle bazı tabiatları değiştirip dönüştürme mevzuunda icraat-ı sübhaniyenin birer perdedârı mesabesindedirler ki, tasavvufta “nazar” dendiğinde de işte böyle bir teveccüh anlaşılmaktadır.