İçeriğe geç

Nebinin nazar ve teveccühü ise, bütün o harikulâde istidadı ve o fevkalâde kabiliyetiyle Hakk’a yönelme, zâhir ve bâtın havassıyla O’nun marziyyatının peşinde olma, hatta tamamen O’nun hoşnutluğuna kilitlenme; teşriî ve tekvînî emirleri düzgün okuyup doğru yorumlama, Allah haklarını her şeyin üstünde tutma, ilâhî mesajların ışığı altında ümmetini dünyayı imar etmenin yanında ebedî saadete ehil hâle getirme, getirip öteye hazırlama, sıradan insanlara hakikî insan olma ufkunu gösterme, Cennet yolunda arkasındakilere rehberlik yapma… gibi icmalî hususlardan ibarettir.

Daha önce de işaret edildiği gibi, Cenâb-ı Hakk’ın kâinat, eşya ve içindekilere (mâsivâya) nazarı, cemal, celâl, kemal edalı ve tenzih televvünlüdür ki, buna “nazar-ı âmm” ve bu nazardan meydana gelen feyze de “feyz-i umumî” denilir. Aynı zamanda böyle bir nazar ve muhit bakışa “vahidiyet tecellîsi” de diyebiliriz. O’nun imkân âlemlerine teveccühü ise, daha ziyade rahmet, hikmet, inayet, şefkat edalı ve adalet şivelidir. Her şeyi merhametle görüp gözetme, hikmetle yerli yerine koyma, şefkatle kayırıp sıyanet etme ve adaletle her hak sahibinin hakkını koruyup bütün varlığı kuşatacak şekilde bir denge vaz’etme… gibi küllî ve celâlî teveccühlerinin yanında yine Kendi meşîet tezgâhından çıkmış farklı donanımlı, farklı zevât ve özel mahiyetlere, hususiyle her bir ferdi başlı başına birer nev’ konumunda bulunan insanlara ve onlar içinde de enbiyâ, asfiyâ ve evliyâ… gibi belli mazhariyet sahiplerine has bir teveccühü, farklı bir iltifatı, daha engin bir rahmeti ve fevkalâdeden bir inayeti vardır ki, buna da “ehadiyet tecellîsi” denegelmiştir.

266