İçeriğe geç

Ne var ki, böyle bir mazhariyetin temadisi de esmâ ve sıfât âlemine, ihtiram ve intizar içinde mütemadi nazara, daire-i ulûhiyete karşı da ubûdiyet, ubûdet çerçevesinde tam teveccühe vâbestedir. Mârifet ufkunda muhabbet duymuş, aşk u şevk zirvesinde ruhanî zevk yudumlamış kimseler için Hak kapısında, Hakk’a teveccühte bir yorgunluk ve usanma söz konusu olmasa da, bu ölçüde mârifetten nasip alamamış mübtedîlerde bazen gevşemeler olabilir. Bu itibarla da, Hak rızası ve O’nun muhabbetine tâlip olanlar, ne olursa olsun o kapının önünde her zaman iki büklüm bulunmalı ve asla melâlet ve ülfete girmemelidirler. Zaten, Cenâb-ı Hakk’ın teveccühlerinin temadisi de buna bağlıdır. إِنَّ اللّٰهَ لَا يَمَلُّ حَتّٰى تَمَلُّوا“Siz yorgunluğa düşüp melâlet yaşamadıkça Allah teveccühlerini kesmez.”1 fehvâsınca, insan hiçbir zaman gözünü O’nun kapısından, kapısının aralığından ayırmamalıdır; ayırmamalıdır ki seviyesine göre nazar ve teveccüh esintilerinden mahrum kalmasın; ikbâli, ikbâl mukabelesi görsün; nazar ve niyazı da, teveccüh atiyyelerine dâî olsun…

Evet, O’na teveccühte kusur eden, nazar-ı merhamet ve şefkatten mahrum kalır; ubûdiyetle O’na yaklaşma azminde olmayan da maruz-u hizlân olur. مَنْ تَقَرَّبَ إِلَيَّ شِبْرًا تَقَرَّبْتُ إِلَيْهِ ذِرَاعًا “Bana bir karış yaklaşana Ben bir arşın yaklaşırım.”2 mazmunu da bunu ifade eder.

268