dığımızdan ötürü de ölünceye kadar onları hayırla yâd etmeye devam edeceğiz. Allah bizi hüsnüzannımızda yanıltmasın.Gerek Bediüzzaman Hazretleri ve etrafında halelenen talebeleri gerekse onlardan önce yaşamış büyük zatlar hayatları boyunca başkalarına hayat üflemeye çalışsalar da kendileri hiç rahat yüzü görmemişlerdir. Ömürleri çileyle geçmiştir. Zira yüksek mefkûresi uğrunda ezilmemiş, preslenmemiş, hakarete maruz kalmamış, sürgün yaşamamış, zindanla tanışmamış kimselerin insanlığa hizmet adına yapabilecekleri çok fazla bir şey yoktur. Bir insan, ruh ve kalb dünyasını ikame etme yolunda preslenir, çile çeker, sıkıntı yaşar; fakat bütün bunlara rağmen duruşunu değiştirmezse işte o zaman o insanın samimiyeti tescillenmiş olur.Hangi peygamber vardır ki çileye maruz kalmamış, yerinden yurdundan edilmemiştir. Testereyle biçilen Hz. Zekeriya, hunharca şehit edilen Hz. Yahya, ateşlere atılan Hz. İbrahim, yerinden yurdundan sürgün edilen Hz. Musa, yıllarını kuyu dibinde, köle pazarlarında ve zindanda geçiren Hz. Yusuf, kavminin türlü türlü hakaretlerine katlanmak zorunda kalan Hz. Nuh ve daha başkaları… Peygamberlerin yolu, hak ve hakikati ikame etmenin bedeli buysa, samimiyet ve hakkaniyet testi bunu gerektiriyorsa bize de başımıza gelenlere sabretmek ve dayanmak düşer.Konjonktürü değerlendirerek, her türlü gayrimeşru yolu kullanarak milletin başına musallat olan ve sonrasında da onun kanını emmeye, can damarlarını koparmaya başlayan parazitlerin millete vaadedeceği hiçbir şey yoktur. Onların tek bildikleri, kendi saltanatlarını tesis etmek ve korumaktır. Kendi hesapları, çıkarları ve gelecekleri peşinde koşan bu parazitler milleti sömürerek ayakta kalırlar. Allah bir yere kadar onlara fırsat verebilir. Fakat bir yerden sonra bütün tiranlar gibi onlar da devrilir giderler. Peygamber yoluna baş koyan adanmışların yâd-ı cemil olmasına mukabil bunlar da birer yad-ı kabih (çirkin bir hatıra) olarak anılırlar. Her anılışlarında da beddualar, lanetler beraberinde gelir.