sına vesile olmuşuz. Üzerinde bir âbide gibi yükseldiğimiz çok sağlam köklerimiz, kendisiyle iftihar edeceğimiz bir mazimiz var. Bunu görmezden gelemeyiz.Evet, geçmişi inkâr ederek, geçmişe sırt çevirerek bir gelecek inşa edemeyiz. Çünkü bizim değerler mecmuamızın nüveleri geçmiştedir: O nüveleri bizim gönüllerimize saçan da enbiya-i izam (aleyhimüsselam) ve enbiya-i izamın sultanı İnsanlığın İftihar Tablosu’dur (sallallâhu aleyhi ve sellem). Onlardan sonra ise Râşit Halifeler, sahabe-i kiram, tâbiîn-i fiham, müçtehidîn-i izam, müceddidîn-i kiram… Bütün bu büyük zatlar bir yönüyle bizim köklerimiz sayılır. Onları görmezden gelme bizi köksüzlükle karşı karşıya getirir. Onlardan koptuğumuz zaman, köksüz ağaçlara veya rüzgârın önünde savrulup duran, dalından kopmuş yapraklara döneriz. Şiddetli bir rüzgâra maruz kaldığımızda ne zaman, nerede devrileceğimiz veya nereye savrulup gideceğimiz belli olmaz. En şiddetli fırtınalar karşısında bile yerimizde sabitkadem olmak, sonra da etrafa diriliş esintileri sunmak istiyorsak o sağlam köklere sıkıca tutunmalıyız.Köklerinden uzaklaşmış ve mazisini kaybetmiş toplumlar istikrarlı ve kararlı şekilde yollarına devam edemezler. Sabit bir zemine yaslanmadıkları için bugün birinin, yarın öbürünün ardından giderler. Bu tür toplumlar tıpkı yerini, yönünü belirleyememiş fertler gibi kararsızdırlar. Günün şartlarına ve konjonktüre göre hâlden hâle girer, bugün doğru dediklerine yarın yanlış derler. Bir gün bir felsefenin veya ideolojinin savunuculuğunu yaparlar, öbür gün bir başkasının. Bugün şu dünya görüşünü benimserler, yarın öbürünü. Çünkü zamanı bir dantela gibi üzerinde örebilecekleri sabit atkılardan, temel disiplinlerden yoksundurlar. Bir milli ruh dantelası örülecekse, bu ancak sabit bir kısım disiplinler üzerinde olabilir. Yeniden ruhumuzun heykelini ikame etmek istiyorsak bunu ancak ruh ve mânâ köklerimiz üzerinde, bizi biz yapan değerlerimiz etrafında yapabiliriz. Bizim kültür mirasımızın temel kaynakları; en başta edille-i şer’iyye-i asliyyeye