gönüllülerinin dünyanın farklı ülkelerinde yapmış oldukları güzel işlerden bahsederek bunların nasıl olduğunu sordu. Asıl demek istediği şey şuydu: Nasıl oluyor da sınırlı imkânlara sahip sıradan insanlar, pek çok devletin başaramayacağı bu kadar büyük işleri başarıyorlar? O, yapılan hizmetlerin arkasında görünen şahıslarla ortaya çıkan neticeler arasında doğrudan bir bağ kurmakta zorlanıyor ve yaşadığı şaşkınlığı ifade ediyordu. Kim bilir işin arkasında görünmeyen “farklı beyinler”, “gizli eller”, “süper güçler” olup olmadığını anlamaya çalışıyordu. Ben sorusuna tek kelimeyle “sevk-i ilahî” cevabını verdim. Fakat tatmin olmuşa, merakı dinmişe benzemiyordu. Hatta belki de şaşkınlığı biraz daha artmıştı. Çünkü farklı bir düşünce dünyasına sahipti, belki sevk-i ilahî terkibinin ne anlam ifade ettiğini, bununla neyi kastettiğimizi de tam olarak bilmiyordu.Biz sevk-i ilahî ifadesinden, Allah’ın bizleri bir yola yönlendirmesini, O’nun tevcihiyle (yönlendirmesiyle) girdiğimiz yolda ilerlerken başımızdan aşağıya sağanak sağanak lütuflar yağdırması hakikatini anlıyoruz. Meseleye bu zaviyeden ve derince bakamazsanız itikadî açıdan bir kısım inhiraflara düşmeniz kaçınılmazdır. Şahıslara kendi güçlerinin üzerinde güç isnat eder, semaya doğru dal budak salmış kocaman bir çınar ağacının mevcudiyetini küçücük bir tohuma bağlar, Allah’ın meşîet, inayet ve lütuflarını görmezden gelirsiniz. Sözün özü, İnsanlığın İftihar Tablosu’nun sabah-akşam okunmasını tavsiye ettiği şu
dualarında gizlidir: َسُ بْحَانَ اهللِ وَ بِحَمْ دِ هِ اَلَ قُوَّةَ إِاَاَّلَّ بِاهللِ، مَا شَ اءَ اهللُ كَانَ و مَا لَمْ يَشَ أْ لَمْ يَكُنْ ، أَعْلَمُ أَنَّ اهللَ عَلَى كُلِّ شَ يْ ءٍ قَدِ يرٌ وَ أَنَّ اهللَ قَدْ أَحَاطَ بِكُلِّ“ شَ يْ ءٍ عِ لْمًاAllah’ı her türlü eksikten, kusurdan tenzih eder, O’na hamd ederim. Her türlü güç O’nundur, O’nunla gelir. O’nun olmasını dilediği olur, olmamasını dilediği de olmaz. Bilirim ki Allah her şeye kâdirdir ve ilmi her şeyi ihata etmiştir.”173