galebe çalacaktır. Zira bu konuda Allah’ın vaadi vardır: وَ اَلَ تَهِنُوا
“ وَ اَلَ تَحْ زَنُوا وَ اَنْـتُمُ ااْلْ َعْلَوْ نَ اِنْ كُـنْـتُمْ مُؤْ مِن۪ينَGevşeklik göstermeyin, tasalanmayın. Eğer iman ediyorsanız üstünsünüz.”147 Yürekten Allah’a inanan insanlar üstünlük potansiyeline sahiptirler .Bu potansiyelleri bugün olmasa da yarın mutlaka ortaya çıkacaktır.Bir hadiste ifade edildiği gibi, insanların en çok sıkıntıya dûçâr olanları, başta peygamberler olmak üzere Allah’ın sevdiği kullarıdır.148 Niçin insanlığın yüz akı olanlar sıkıntıların en büyüklerine maruz kalıyorlar? Kur’ân’da bir iki yerde ifade edildiği üzere, böylelikle iyi, kötüden ayrılır, has ile ham ayrışır.149 Başa gelen sıkıntıların insanın haslaşmasında, dünyayla bağlarının zayıflayıp nazarının ukbaya dönmesinde, Rabbine yaklaşmasında büyük rolü vardır. Bediüzzaman Hazretlerinin de dediği gibi, “Ya dünya ona küsmeli veya o dünyaya küsmeli. Tâ ihlâsla, ciddiyet ile hizmet-i Kur’âniye’de bulunsun.”150
Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) çektiği sıkıntılar dağların tepesine binseydi dağlar toz duman olurdu. Zira O, belanın her çeşidine maruz kalmış, en ağır hakaretlere muhatap olmuş, alaya alınmış, boykota uğramış, tehdit edilmiş, türlü türlü zulümler görmüş, göçe zorlanmış, Bedirler, Uhudlar, Hendekler yaşamış ve O’nun hakkında suikastlar planlanmış, malına mülküne el konulmuştu. İlahî hakikatlere sırt çevirmiş, dünya hırsından gözü dönmüş zalimler, O’nu ve inananları yok etme adına her yola başvurmuşlardı. Fakat O, bunlar karşısında hiç sarsılmadı, pes etmedi, ümitsizlik yaşamadı, yol ve yön değiştirmedi. Duruşuyla, sabrıyla, metanetiyle belalar ve musibetler karşısında nasıl durulması gerektiğini bizlere de öğretti.